Aziz Domenico’nun dua etmesinin dokuz biçimi

İncil’de bahsedilen Kenanlı kadının ve savurgan oğulun dileklerinin yerine gelmesi onların alçak gönüllüğü sayesinde oldu.
 
Bu şekilde dua ettikten sonra, Papa Hazretleri, dik pozisyonu anlattı, sonra başını eğdi ve alçakgönüllülükle Mesih'e bakarak kusursuzluğunu kendi küçüklüğüyle karşılaştırdı ve sonra her şey İsa’ya olan hürmetle sona erdi.
 
Aziz Domenico, Haç'ın önünden geçildiği zaman aynı şeyi yapmayı kardeşlerine öğretti, öyle ki bizim uğrumuza kendini çok alçaltan Mesih, kendi yüceliği önünde bu kardeşlerin de kendilerini alçalttığını görsün.
 
Kutsal Üçlü-Birliğin onuruna Doksoloji duası olan “Peder’e, Oğul’a ve Kutsal Ruh’a şan ve şeref olsun” şeklinde okudukları zaman da kardeşlerinden benzer bir tevazu işareti isterdi. Başın derinden eğilmesinin bu şekli,  onun dindar bağlılığının başlangıç noktasıydı.
 
Dua etmenin ilk biçimi, Mesih’in sembolik olarak değil, gerçekten ve şahsen var olduğu anlamını taşıyan sunağın huzurunda alçak gönüllülükle eğilmekten ibarettir.
 
Yudit’in kitabında yazıldığı gibi, Aziz Domenico’nun yaptığı buydu: “Alçak gönüllü ve yumuşak huyluların yakarışlarından her zaman hoşnut olursun” ve ayrıca şu söyler uyarınca: “Benim çatımın altına girmene layık değilim” “Şimdiye kadar, ey Rab, senin huzurunda secde ettim.”
 
Aziz Domenico çoğu kez tamamen uzanmış, yüzü yere dönük bir şekilde dua ederdi. Ardından, kalbindeki pişmanlık duygularını hafızasında anımsatarak ve Rab tarafından işitilmek istiyormuş gibi İncil'de yer alan şu sözleri yüksek sesle söylerdi: “Ey Rab, bana merhamet et, çünkü ben günahkârım.”
 
Ardından içten hürmetle, Aziz Davut’un şu ayetlerini sık sık tekrar ederdi: "Bunu yapmakla büyük günah işledim! Çünkü çok akılsızca davrandım." Sonra yüksek sesle haykırarak gözyaşları dökerdi.
 
Sonra yine haykırırdı: “Günahlarımın çokluğu yüzünden gözlerimi göğe çevirmeye layık değilim, nitekim senin hiddetini kışkırttım ey Rab ve senin gözünde kötü olanı yaptım.”
 
“Deus, auribus riostris audivimus” ile Mezmur duasından sonra şu ayeti hürmet ve dindarlıkla güçlü bir şekilde tekrar ederdi: “Ruhum toz toprakta alçaltıldı ve bedenin toprakla bir oldu.” Ayrıca şu sözlerle devam ederdi: “Ruhum yere kapandı; ey Rab, hayatımı senin Sözü’ne göre kıl.”
 
Onun derin bir şekilde başını eğmesi biçimi, Domenico’nun bağlılığının başlangıç noktasıydı.
 
Bazen, nasıl bir hürmetle kardeşlerin dua etmeleri gerektiğini öğretirken onlara şöyle derdi: “Bu Krallar, dindar müneccimler, yemliğe girdiklerinde, annesi Meryem ile birlikte Bebek İsa’yı buldular ve önünde kapanarak O’na tapındılar.
O halde bizler de, O’nun hizmetkârı Meryem ile birlikte İnsan-Allah’ı bulduk. Bunun için gelin ve O’na tapalım; bizi yaratan Rab Allah’ın huzurunda ağlamaklı secde edelim.”
 
En genç rahip kardeşleri ise şu sözlerle teşvik ediyordu: “Günahlarınız olmadığını düşünüp onlar için ağlayamıyorsanız, merhamete ve sevgiye götürülebilecek çok sayıdaki günahkârı düşünün: Nitekim peygamberler ve havariler onlar gözyaşı döktüler; onları görerek onlar için acı bir şekilde ağlayan İsa’dır;, aziz Davut, “Günahkârları gördüm ve gücümü yitirdim ” diye haykırması onlar içindi.
 
Bu nedenle, Aziz Domenico yukarıda dediğimiz şeylerden dolayı doğal olarak kapandığı yerden kalkıyor ve biz demir zincir ile kendine tövbe eylemi gösteriyor ve şöyle diyordu: “Senin disiplinin ey Rab, beni sonuna kadar değiştirdi.”
 
Bunun için tüm rahiplik Düzeni’nde, Aziz Domenico’nun bu davranışının hatırasına, olağan günlerde akşam yatmadan önceki duadan sonra rahipler çıplak omuzlara kamıştan kırbaç ile disiplin uyguluyorlar ve kendi günahları ve iyiliksever insanların verdiği sadaka karşılığında “Miserere” veya “De profundis” duasını dindarca söylemeleri kararlaştırıldı.
 
Bu sayede hiç kimse, masum olsa bile, böyle aziz bir örneği izlemekten muaf tutulamayacaktı.
 
Sonra Aziz Domenico, sunak huzurunda ya da kardeşler toplantısında, gözlerini haça çeviri, eşsiz bir nüfuzla ona temaşa ettikten sonra birçok kez haça gerilmiş İsa’nın önünde secde ederdi.
 
Bazen akşam son övgü dualarından gece yarısına kadar ya kalkar ya da diz çökerek Havari Yakup’un ve İncil’de bahsedilen cüzamlı hasta adamın yaptığını yapardı. Başını eğerek şöyle derdi: “Ey Rab, sen istersen beni arındırabilirsin.”
İstefanos gibi diz çökerek yüksek sesle şöyle haykırdığı da olurdu: “Bu günahı onlara yükleme, ey Rab.”
 
O zaman, Aziz Domenico’da hem kendisi hem tüm günahkârlar hem de ruhların kurtuluşu için vaaz vermeye gönderdiği tüm en genç Kardeşler’in iyiliği için Allah’ın merhametine sığınarak en derin güven içinde hislerini belirtirdi.
 
Yine bazen, sesini kendinde tutmayı başaramaz ve Kardeşleri onun şöyle dediğini işitirlerdi: “Ey Rab, seslenişim sana doğrudur; sesimi duymamazlıktan gelme ve bana karşı sessiz kalma” ve buna benzer Kutsal Kitap’tan sözler söylerdi.
 
Diğer zamanlarda, onun yerine, kalbinden konuşurdu ve sesi hiç duyulmazdı: O zaman bazen uzun bir süre bile, kendinden geçmiş bir vaziyette gibi dizi çökerek kalırdı.
 
Diğer bazı zamanlarda, yine böyle davranışta aklı gökyüzüne nüfuz ediyormuş gibiydi ve yüzünden akan gözyaşlarını silmenin neşesi ile tamamen değiştiği görülürdü. Sonra, tıpkı bir su kaynağına gelen susamış bir adam gibi, artık anavatanına yaklaşmış bir hacı gibi, her şey büyük bir arzu ile aydınlanırdı.
 
Hem diz çökerken hem de tekrar ayağa kalktığında, fakat tüm beden duruşuyla, takındığı hareketlerinin çevikliğinden görüldüğü üzere, tüm canlılığı ve heyecanı büyürdü.
 
Yolculuk sırasında ve hastanelerde ve hatta yol boyunca bile, diğerleri uyurken ve dinlenirken yolculuğun yorgunluğuna rağmen, kendi sanat veya özel işiymiş gibi kendi eğilerek ve diz çökerek dua etmeye koyulurdu. Bu örneğiyle, söylemekten çok uygulayarak, Kardeşlere bu şekilde dua etmeyi öğretirdi.
 
Manastırda bulunduğunda Aziz Domenico bazen sunağın huzuruna gider, dik beden duruşuyla ne bir yere yaslanarak ne de destek alarak, açık bir kitap gibi elleri göğsünün üzerinde açık vaziyette dururdu.
 
Allah’ın huzurunda büyük bir saygı ve özveriyle bu şekilde duruşu alışılagelmiş olurdu. Aziz Luka İncil’inde yazdığı üzere: “Geleneğe uygun bir şekilde İsa her zaman yaptığı gibi Sept günü havraya gitti ve Kutsal Yazılardan bir bölüm okumak için ayağa kalktı.” Bir Mezmurda şöyle der: “Bağlılıkla dua etmeye kalktı ve acısı sona erdi.”
 
Bazen ellerini birleştirir, gözleri hizasında sıkıca birbirine kenetler ve tamamen kendine odaklanırdı. Bazı zamanlar, bir rahibin Ayin esnasında yaptığı gibi, sunaktan bir şeyler söylendiğinde kulaklarda iyi işitilip anlaşılmasını istercesine ellerini omuzlarının hizasına kadar yükseltirdi.
 
Dua ettiği gibi bağlılığını görseydiniz, kendisini bir melekle ya da Allah ile sohbet eden bir peygamber zannederdiniz. Bazen konuşan, bazen dinleyen ve kendisine esinlendiğinde sessizce meditasyon yaptığına inanırdınız.
 
Yolculuk yaptığında ise, hiç farkına vardırmadan neredeyse aniden çalar gibi dua için gerekli zamanı ayırabilirdi ve ruhunda kendisini toplayarak hemen aklını göğe odaklardı.
 
Bu anlarda, kemik iliğinden ve Kutsal Yazı’nın özünden aldığı bu tatlı kelimelerin bazılarını nefis bir tatlılık ve incelikle söylediğini ve gerçekte Kurtarıcı'nın kaynaklarından çekiyor gibi göründüğünü duymuş olabilirdiniz.
 
Bu örnek Aziz’in tanıkları olarak Kardeşler, kendilerini eğiten bu babalarının ve hocalarını gördüklerinde, en bağlı olanlar kendi aralarında sık sık ve hürmetle şu güzel duayı yapmayı öğrenmişlerdi: “Nasıl kulların gözleri efendilerinin, hizmetçinin gözleri hanımının eline bakarsa, bizim gözlerimiz de RAB Allah’ımıza öyle bakar.”
 
Aziz Baba Domenico bazen elleri ve kolları tamamen açık ve haç şeklinde gerilmiş vaziyette ve bedeni mümkün olduğu kadar dik olarak dua ederken görülüyordu.
 
Kendisi Roma’da Aziz Sistus sagrestiyasındayken duaları aracılığıyla Allah, Napolyon adlı bir genci yaşama döndüğünde bu davranış tekrarlandı ve kilisede yine aynı vesilede –birçoklarıyla birlikte dindar ve azize yaşamıyla Rahibe Cecilia mucizeye tanık olmuştur- kutsal Ayin esnasında yerden yükseldiği görüldü. Aynı şekilde, dul kadının yatan oğlunu ölümden kaldırdığında İlyas da aynı şekilde davranmıştı.
 
İngiliz hacıları Toulouse yakınlarındaki nehirde boğulmaktan kurtardığında bile duada benzer bir tavır sergiledi.
 
Bu davranışla aynı şekilde haç üzerindeki Rab’be elleri ve kolları açık olarak yüksek sesle ve ağlayarak, O’nun merhameti sayesinde en yüksek derecede işitilmeye layık olması için dua etmedi mi?
 
Bu dua biçimi Aziz Peder Domenico’da sık görülmezdi ve yalnızca ilahi esinleme aracılığıyla bildiği zaman buna başvurur, duası sayesinde büyük ve harika bir şey olacağını söylerdi.
 
Kardeşlerin de aynı şekilde dua etmelerini onlara yasaklamazdı, bununla birlikte onlara bunu da öğütlemezdi. Ölümden canlandırdığı o genç zamanında, ayakta elleri ve kolları haç gibi açık dua ettiğinde hangi sözleri telaffuz ettiğini bilmiyoruz. Belki de İlyas’ın şu sözlerini tekrarlamıştır: “Rabbim ve Allah’ım, -sana yalvarıyorum- bu çocuğun canının kendi bedenine girmesini sağla.”
 
Mucizeye tanık olanlar, onun dua ederkenki bu olağandışı ve harika dua tarzını ve hareketini yakından gözlemleyerek hatırlamakla birlikte, onlardan hiçbiri, ne Rahipler ne Rahibeler, Eks. Kardinaller ne de diğer şahsiyetler Domenico’nun telaffuz ettiği sözleri anlayamamışlardır.
Daha geç vakit, saklı ve ulaşılamaz Aziz’i hiç kimse bu konu hakkında sorgulamaya cüret edemedi.
 
Bu türden duaya atıfta bulunan mezmur dua kitabında yer alan kelimeleri Domenico yavaşça, ağırbaşlılıkla ve olgun meditasyon eşliğinde telaffuz ederdi: “Ey Rabbim, kurtuluşumun Allah’ı, gündüz ve gece sana sesleniyorum…” Sonraki ayetleri de şöyle devam ettirirdi: “Bütün gün sana haykırdım ey Rab; sana doğru ellerimi açtım.”
 
Ayrıca şu mezmuru da söylerdi: “Rabbim duamı dinle, yakarışlarıma kulak ver” sonra diğer ayette: “Ellerimi sana doğru uzattım; duamı işit ve kabul et Rabbim” derken, herhangi biri onun dindarlığının ve öğretisinin ne olduğunu kolaylıkla bu dua biçiminden anlayabilirdi.
 
Kendini, ya da daha doğrusu kendisi aracılığıyla başkası uğruna dua yoluyla, olağanüstü bir lütuf aracılığıyla yalvarmak için içten ilham aldığını hissettiği için Allah’a kendisini taşımak istiyor gibiydi. Davut’un sözlerinden, İlyas’ın ateşinden, Mesih’in iyiliğinden ve Allah’ın sevgisinden faydalanma ihtiyacı duyarak bunu yapıyordu.
 
Sık sık, ayrıca dua ederken, gergin bir yay ile yukarı doğru fırlatılan bir ok gibi göğsünü göğe doğru çevirdiği görülürdü: ellerini sıkıca başının üstünde tutarak arada bir ellerini kaldırır ve bazen bir şeyler alaca gibi onları biraz açık tutardı.
 
Kurmuş olduğu Kardeşlik Düzeni için Allah’tan hem kendisi hem de kardeşleri için lütuflar dilerken kendinden geçer, Lütfun geliştiğinin kendinden hissederdi. Kutsal Ruh’un Armağanlarını hem kendisi hem de kardeşleri için biraz tatlı hoşnutlukla, ermişlerin durumunda olduğu gibi isterdi.
 
Yoksulluk zorluğunun, ağlayış acısının, işkence şiddetinin, adalete açlık ve susuzluğun, merhamete olan endişenin mutluluğa götürmesini ve aynı şekilde emirlerin yerine getirilmesinde ve İncil öğütlerine uymada tam ermişliğin hissedilmesini dilerdi. O anlarda Aziz Domenico, Kutsallar Kutsalı ya da üçüncü göğe ruhuyla kaçırılmış gibi görünüyordu.
 
Nitekim böyle bir duadan sonra, hayatını yeniden almada, Düzen’i yönetmede, vaaz vermede bir peygamber gibi davranırdı. Ancak, bu dua hali uzun sürmezdi. Aziz Domenico daha sonra bir hacı olarak uzaktan gelir gibi ifade ve biçimdeyken kendine dönerdi.
 
Bazen anlaşılır bir sesle dua eder ve peygamberin sözlerini işitir gibi Kardeşler onun şöyle söylediğini duyarlardı: “Ey Rab sana dualarımı ve bu kutsal Mabette ellerimi yükselttiğimde yakarışımın sesine kulak ver.” Ardından öğütlerle ve aziz örneğiyle Kardeşlere her zaman dua etmelerini ve mezmurun şu sözlerine başvurmalarını öğretirdi:
 
“İşte, şimdi Onun kulları olan sizler Rab’bi yüceltiniz..” sonra şu ayete kadar: “gece vakti ellerinizi mabede doğru yükseltin” ya da şu Mezmura başvururdu: “Rabbim sana doğru haykırıyorum, sana yakardığım zaman sesime kulak ver, beni dinle” ile başlar ve şu ayete kadar söylerdi: “Senin huzurunda duam bir buhur gibi ve ellerim de akşam sunusu gibi sana yükselsin ey Rab.”
 
Aziz Domenico ayrıca oldukça güzel, dindar ve sempatik başka bir dua etme yoluna da başvururdu. Günlük resmi dualardan ve ortak yemek zamanlarında yapılan şükran dualarından sonra bu dua biçiminden faydalanırdı.
 
Sadeliği ve koroda, yemekhanede ilahi sözlerden aldığı bağlılık ruhuyla hayranlık uyandıran bu iyi Aziz, hemen ıssız bir yere, hücreye ya da başka bir yere çekilir ve orada kendine odaklanarak ve Allah’a sabitlenerek dua eder ve okurdu. Çok dingin olduğu görülürdü ve haç işareti yaptıktan sonra bir kitap açar ve onu okurdu.
 
Ruhu daha sonra, Mezmur'da okuduğumuza göre Rab'bin kendisi ile konuşmuş gibi tatlı bir duygu hissediyordu: "Rab Allah’ın bana söylediklerini dinleyeceğim."
 
Neredeyse bir arkadaşı ile tartışıyormuş gibi, kelimeleri ve düşünceleri durduramıyor gibi görünüyordu, sessizlik içinde dinliyor gibiydi, tartışmakta ya da istişare etmekte gibiydi. Gözyaşlarıyla kahkahalar birbirine karışıyor, sonra bakışlarını yükseltiyor, arından indiriyor, alçak sesle tekrar konuşuyor ve göğsünü dövüyordu.
 
Bir meraklı onu gizlice gözetlemişse, Aziz Baba Domenico, çöle gidip Oreb Dağı’na ulaştığında yanan çalıyı gözlemleyen ve yere kapanarak kendisine konuşan Rab’bi dinleyen Musa'ya benzer gibi o kişiye görünüyordu.
Allah’ın bu dağı, Kutsal Yazı okumalarından duaya ve duadan meditasyona, meditasyondan temaşaya geçen bir peygamber figürü gibi değil miydi?
 
Bu şekilde yalnızlık içinde okurken, kitaba doğru hürmet işareti gösterir ve özellikle İncil ise ona doğru eğilir, öperdir ya da Mesih tarafından söylenen kehanetsel kelimeleri okurdu. Bazen yüzünü pelerinle gizleyerek kapatırdı ya da yüzünü elinde kapattı, sanki derin bir tutkuyla ele geçirilmiş gibi, kapüşonu ile biraz örter ve hıçkırıkla kapılarak ağlardı.
 
Sonra, sanki aldığı faydalar için başka bir kişiye teşekkür ediyormuşçasına, hürmet göstererek biraz yükselir ve başını eğerdi. Sonra tekrar sakinleşir ve huzur içinde tekrar kitabı okumaya koyulurdu.
Bir ülkeden diğerine seyahat ederken bile, özellikle ıssız bir yerdeyken kendi dua etme yöntemini muhafaza ederdi.
 
Tüm zaman geçirmelerinde kendisini meditasyonlarına ve temaşaya adardı; Yürürken bazen seyahat arkadaşına şöyle derdi: "Hoşea’da şöyle yazılmıştır: ‘Gelinimi çöle götürecek ve onun yüreğine konuşacağım."
 
Daha sonra yoldaşından uzaklaşır, kendisinden önce veya arkada daha uzaktan takip ederek, yalnız yürür, dua eder ve meditasyonda yanan bir ateş gibi aydınlanırdı.
 
Onun bu duaları sırasında, yüzündeki sinekleri veya kıvılcımları kovalar gibi davranışlar gerçekleştirir ve haç işareti yaptığı görülürdü.
 
 
Araştırmacılar, bu tür bir dua ile Kutsal Yazılar hakkındaki bilginin tamlığına ve ilahi kelimelerin en derin zekâsına ulaştığını; Kutsal Ruh ile yakınlık içinde vaaz vermenin kutsal niteliklerini öğrendiğini ve aşina olduğunu savunurlar.
 
Kaynak:
http://www.domenicani.it/i-nove-modi-di-pregare-di-san-domenico/
 

 Üst sayfa