MAKSİMİLYAN KOLBE'NİN ŞEHİTLİĞİ

Giriş
Şehitlik doğaçlama gelmez! O, En uç sonuçlara kadar kendi tanıklığını sunmaya olan bir Allah’çağrısından doğan, belirgin bir iman yolunun ürünüdür. Auschwitz’de şehit edilmiş, Polonyalı Fransisken Kardeş Maksimilyan Kolbe’nin tecrübesinde ortaya çıkan tam da budur. Korkunç ölüm hücresinde kalırken, bir aile babasının yerine geçerek ölmeye gitmesi davranışı, tüm Kilise’de ve dünyada böyle bir figürün çok tanınmasına neden oldu.

Bu yazımızın amacı, Polonya’lı Rahibin çağrısını, gerilimlerini, şehitliğe hazırlanışını ve kendisini cömert bir şekilde Allah’a ve kardeşlere adamasının altında yatan teolojik temelleri ortaya koymak değildir. Zira kendisi, Aziz Papa II. Jean Paul’ün de ifadelerinin anlamlarından çıkarıldığı üzere, insanlığın karanlık ve zor asırlarından birinde onun azizlik örneği ve öğretmen olmasının niteliklerini gün yüzüne çıkarılmasını sağlar.

Bu hedeflere ulaşmak için, kendi yazıları aracılığıyla ve onun ruhsal yaşamına yakın olmuş birçok araştırmacının kaleminden, Şehidin kendisini konuşturmak daha uygun olacaktır. Bu halihazırdaki çalışmanın ilk bölümünde, Kolbe’nin şehitliğinin, hayatının çeşitli uzun safhaları boyunca, Allah’a ve kardeşlere hoşnutluk yaratan bir sunu olarak mevcudiyetini devamlı ortaya koymasıyla vurgulanması sayesinde onu nasıl da içsel bir güzergahta zirveye taşıdığını göstermeye çalışacağız.

İkinci bölümde; azizin hayatının her döneminde gerçekten anlamlı aşamalara tanımış şehitliğe hazırlık devreleri üzerinde duracağız. Üçüncü bölümde, sürekli ve artan bir sevginin izinde bir güzergah temel alınarak teolojik ve karizmatik öngörüşlerimizi analiz etmeye çalışacağız. Bu çalışmanın son bölümünü ise; Aziz’in bir tinsel gizem vaizi ve insanın kutsallaşması alanında öğretmen olarak Kilise’de kapladığı rolüne adayacağız.

Son olarak; Auschwitz şehidinin Hristiyan imanlılarına ve içinde yaşadığımız dünyanın tüm insanlarına bırakmış olduğu mirasın altını çizerek vurgulamaya odaklanacağız. Ayrıca, Polonyalı azizimizin, devamlı büyüyen bir sevgi ile nitelendirilmiş bir yaşamın zirvesine ulaştığı için, öylesine kahramanca bir davranışın baş aktörü olduğunu açıkça belirtmek isteriz.

1. Aziz Maksimilyan Kolbe’nin ruhsal tecrübesindeki çağrısı ve şehitliğe olan eğilimleri
Maksimilyan Kolbe; tüm varoluşu boyunca çeşitli şekillerde şehitliğin boyutlarını tecrübe ediyor. Auschwitz’de kendisini feda etmesinden önce, kendi hayatının sunusuna olan dikkate değer ve belirgin bir çağrıyla mühürlenen bir yol yaşıyor. Bu kendini feda etmesi, üzücü olayların kabul edilmesi, hep daha büyük ve örnek verici bir sevginin habercisidir. Kendisi özellikle Auschwitz soykırım kampında yaşadığı şehitliği ile bilinir, ama bu olay onun yalnızca, deyim yerindeyse tanrılaştırılmış acılı bir güzergahı temsil eder ki kendisini Mesih için, Kilise için, kardeşleri ve Hükümranlık için, sevgi uğruna hayatını sürekli verme ile karakterize edilmiş bir tarza göre, her zahmet ve keder durumunu sevgi seline dönüştürerek bahşetmesidir.

Papa II Jean Paul; Polonyalı saygıdeğer bu din adamının aynı Topluluktaki kardeşleri, Konventual Fransisken pederlere hitap ederken, kendisini şöyle ifade ediyor:

“Sevgili gençler! Aziz Maksimilyan’ın kendi en üstün kurbanıyla güçlendirdiği her zaman güncel mesajı sizlere emanet edildi. Her nesil, sahip olduğu zorluğunu ve ürettiği meyvelerini bir önceki neslinkine eklemelidir… Bizler buna ne ekleyeceğiz?.. Şimdi tarihin ikinci sayfası açılıyor: Yani… İnsanlara Oğlu’nun tahtını yerleştirsin, Onun bilgisine onları sürüklesin ve İsa’nın Çok Kutsal Yüreği’ne doğru sevgiyi alevlendirsin diye, insanların yüreğine Lekesiz Meryem’i koymak.” (SK 486 I, 894-895).

Tüm hayatı dahil eden yoğun bir programdır. O sizlerin enerjisine ve yükümlülüğüne emanet edilmiştir. Lekesiz Meryem’i sevmeyi bilin, nitekim O, sizi Oğlu’na yönlendirir. Onun uğruna ve onun yardımıyla, yolunuzda karşılaşacağınız kaçınılmaz zorlukları aşabileceksiniz. Onun aracılığıyla, karşılaşacağınız her insanın yüreğine, bütün varoluşun merkezi ve amacı olan Mesih’in tohumunu koyma imkanı verilecek. Dolayısıyla güvenle ve şefkatle Ona yakarın ki, sizler de Aziz Maksimilyan gibi, her insan için Allah’ın sevgisinin gerçek tanıkları olabilesiniz.”[1]

Yurttaşı olan Papa’nın aktardığı üzere, ağır olsa da zorluk boyutu, kendi kişisel kutsanması ve tüm kardeşlerinin ruhsal gelişimi için iyilik nedeni olarak Peder Kolbe’nin düşüncesini belirtir. Lekesiz Meryem, inanan kişi imanının tanıklığını ve İncilci yaşamını inanılır ve parlak şekilde ifade edebilsin diye kederli yolunda ona yardım eden, koruyan ve destek olandır.

Keder ve sevgi, Aziz Maksimilyan’ın ruhsal tecrübesinde öne çıkan unsurlardır, öyle ki İlahiyatçı J. Castellano Cervera, Polonyalı şehit ve mistik Yuhanna de la Cruz arasında etkileyici bir yakınlaşma gerçekleştirerek, ilkinin de bu ikincisi İspanyol aziz gibi, fiziksel ve ruhsal acıyla uzayan durumlarıyla karakterize edilmiş “karanlık gece”nin zamanlarını tecrübe ettiğini belirtmiştir. Karmelitan okulundan türeyen bu ünlü yazara göre, arınma aşaması Kolbe’de, özellikle Zakopane’de klinikte tüberküloz hastalığı nedeniyle iki defa yatışına tekabül etmekteidir (11 Ağustos 1920 – 29 Nisan 1921; 18 Eylül 1926 – 13 Nisan 1927).[2]

Büyük arınma zamanı, kendi acısının gündelik sunuşudur: Tedavi olması için dini manastır evinden çıkarak dışarıda yaşamaya maruz kalmış ve genç ve parlak geleceği olan bir peder olarak, oldukça zor olan bir sınanma anını tecrübe etmiştir.

O halde, Polonyalı şehidin acı çekmesi, bir bedene ve içselliğe bürünür ve hiç kuşkusuz çok çetin bir durum olarak ortaya çıkar, ama aynı zamanda tam da acısında, arınan ve güçlenen bir mistik yaşam ve müjdeleme görevi için parlak bir bakış açısı oluşturur. O kendisini Lekesiz Meryem’e adadı; kendi mevcudiyetini İncil’i müjdelemeye sundu, ama mecburi bir şekilde hareketsiz kalması gerekti.
Bu zahmeti sabırla kabul ederek, sevgisi uğruna onu Allah’a sundu. Daha büyük ve görünür olan soykırım kampında meydana gelecek şehitliğe bir giriş niteliğindedir. Güven içinde ilahi isteğe kendisini emanet ederek haçı yaşamış, ayrıca fiziksel ve ruhsal acısını sunması sayesinde Allah’ın en yüksek yüceliğini ve ruhların kurtuluşunu kendisine hedef kılmıştır.

Hayatta kalma üzerine kuşkusunun yanı sıra, Zakopane’de yatışları, dini topluluğundan, havarisel görevinden, boş övgülerden, gururdan kopmasının ve müjdeci büyük eserler gerçekleştirildiğinde her zaman tuzaklara düşmekten kurtulmasının nedeni olmuştur.  Allah’ın büyük armağanlarından vazgeçmesinin habercisi olarak ifade edilen, oldukça acılı bir sürgünden söz edilir, öyle ki zorunluluk saklı kalmasından sonra, onu ünlü kılacak olağanüstü bir havarisellik gelişecektir.[3]

J. Castellano Cervera bazı ifadelerinin akabinde şöyle devam etmektedir:
“… ‘gece’ aşamasından sonra, Polonyalı şehidin olgun ve “patlayıcı” havariselliği gelmektedir. Bir on yıl boyunca P. Kolbe, Japonya’daki misyonunda Lekesiz Meryem’i Kenti’nin kuruluşuyla ve tüm dünyaya Lekesiz Meryem’in Şövalyesi’ni aşılamada yorulmaz bir faaliyetiyle kendisini göstermiştir. Kesintisiz bir dua ile desteklenen havarisel büyük bir görev zamanı olmuştur.

Havarinin olgunluğunun, ruhsal pederin verimliliğinin, topluluğa ait kardeşlerini ve imanlıları azizliğe adresleyen bir ruhsal üstat olma zamanı yaşamıştır. Tinsel hayat onda içe sığmaz bir şekilde, tamamlayıcı biçimde gelişmiş ve bu da çok geçerli bir Lekesiz Meryem’in Havarisi olduğunu göstermiştir.”[4]

Maksimilyan’ın tüm varoluşu, haçın gizemiyle işaretlenmiştir: Şehidin eğilimi hayatında bir süreklilik arz ederek, “dünyasal iki çatışmayı “kucaklamıştır.” P. Kolbe’nin çocukluğu ve gençliği, iki küçük kardeşinin ölünü ve ailesinin yoksulluğuyla özelliklenmiş; hayatta kalması için büyük fedakarlıklarda onu zorunlu kılmıştır.

Küçük Raymond; sevdiklerinin endişelerine ve acısına katılarak, bu şekilde, Auschwitz’de zirveye ulaşacak o şehitlik yolunu başlatacaktı. Fransisken yaşamı da ona acı, sınanma ve şehitlik anlarını saklı tutacaktı. Eğitiminin başlangıcından itibaren Kardeş Maksimilyan, Fransisken stili ve görevinde gerçek bir piyon olduğunu kanıtlamıştır.
Lekesiz Meryem Cemiyeti (M.I.), Şövalye, Lekesiz Meryem’in Kenti ve Japonya’daki müjdeleme faaliyeti[5] onun doğal ilhamının ve Kutsal Ruh’tan gelen düşüncelere yönelik onun son derece tatlılığının sonuçlarıdır.

Bütün bunlar üstleri ve kardeşleri tarafından her zaman çok da memnuniyetle kabul görmedi, zira onlar kendilerini sık sık böyle doğaüstü yeniliklere kapalı göstermekle, ona acı ve hayal kırıklığı yaratmışlardı: Anlaşılmazlığın şehidi.
Ancak kendisi huzurlu, kendine emine ve azmeden biri olarak ilerleyerek, elbette ki En Yücelerde Olan’dan gelen her faaliyetin haç tarafından arındığını ve takdis edildiğini biliyordu. Bu şekilde, bir haçtan bir diğerine geçerek, kahramanca bir ölümle temsil edilen Auschwitz’deki şehitliğinde olgunlaşmaya kadar varmıştı.

Bu Aziz’in yeryüzü yürüyüşü hiç kuşkusuz sevgi ve acı ile “bütünleşmiştir.” Onun tanıklığının parlaklığı, acıyı kendisinde Allah için ve kardeşleri için cömert bir sunuya dönüştürmenin harikulade yeteneğinde yer almaktadır: Onunki, Lekesiz’in anaç sevgisinden destek alan ve takdis edilen sevgi için kendisini bir uyumlu harcamasıdır.[6]

Kardeş Ossanna, onun anlaşılmaz oluşunun şehitliği hakkında şöyle belirtmektedir:
“Birçok kardeşlerinin ona karşı olan suçlamalarını ve retlerini bugün de okumak acı vericidir; yerine getirilmesi gereken görevin haçlarıdır, ama iyiliği gerçekleştirmenin en ağır zahmetine erişenlerdir. Polonya’da Niepokalanow’u ve Japonya Nagasaki’de Mugenzai-no-Sono’yu organize edip başlatması için zorlukları, işi ve zahmeti aştığını okumak etkileyicidir. Bununla birlikte, kendisinin deli mi yoksa aziz mi olduğunu anlamak için üzerine yüklenen başka ağırlığın da dini yetkilerden gelmesi söz konusudur. Ardından, faaliyetinin gelişiminden yıllar sonra, işte Polonya’nın işgali ve büyük zorluklarla kurmuş olduğu şeylerin yıkımını görme felaketi.”[7]

Birçok rahip hatalı bir şekilde, P. Kolbe’nin yeni bir dini aile-topluluk kurmaya ilerlediğini düşünüyordu. Bu nedenle Aziz birçok defa, tekrar ve tekrar, kardeşlerine ve üstlerine, kendisinin aslında daha yoğun bir ruhsal seviyeye erişmeyi hedeflediğini; Lekesiz Meryem’e tam adanma ile özelliğini bulan, dolayısıyla da herhangi bir bölünmenin meydana gelmediğini anlatmaya çalışmıştı.

Böyle anlaşılmazlıkların, Meryem’in bu harikulade şakirdinin yüreğinde büyük keder yaratacağı aşikardır. Zira onun arzusu, özel bir şekilde yüksek seviyelerde yerine getirilecek tövbe tarzında ve ilahi İnayet’in bahşedeceği tüm imkanlar dahilinde, çok geniş bir müjdeleme havariselliği gerçekleştirmekti.[8]

Ayrıca haçın canlı yeri, Maksimilyan’ın şu takip eden ifadelerinde açığa çıkmaktadır:
“Zorluklar burada oldukça çoktur, hatta pederler tarafından bile (ayrıca Polonya’da meydana geldiği gibi).Tokyo Episkoposu, Kishi hakkında bana öyle azarlar yöneltti ki, orada başkentte bize yönelik yaptırımların olacağını benim anlamamı sağladı. Hatta bazen kendi aralarında çelişkiye girse de; açık bir şekilde kendisi, başkaları tarafından ona getirilen düşüncelerle hareket ediyordu. Ancak dine tövbe edenlerin durumu karşısında silahsız kaldı. Zira tövbeler kesilmiyor; hatta geçen Pazar bir pagan kadın, kendi pederiyle bana teşekkür etmek için geldi. Zaten daha öncesinde kendisini tövbe etme niyetinde olduğuna dair yazı yazmıştı.”[9]

1931 Nisan ayında Nagasaki’den bir rahibe yazdığı bu mektubunda, Japon topraklarında karşılaştığı zorluklar için hissettiği acı belirgin olmakla birlikte, ayrıca bir müjdeci “azim” ile güçlenen belirgin bir güven ruhu, hiç tartışmazı birçok imanda tövbeye “dürtmüştür.” Kolbe, Allah’ın inayetine ve Meryem’in anaç müdahalesine kendisini emanet etmesinin büyük yeteneğiyle, ona en yakın olması gerekenler tarafından yanlış anlaşılması gibi bir eksiklikten kaynaklanan acısını aşmayı başarmıştır.[10]

Öyle ki Japonya’daki müjdeleme görevi boyunca Aziz, onu tarzını ve ulvi amacını paylaşmamalarının yanı sıra, her türlü engel ve zorluğa neden olan bazı kardeşlerinin düşmanlığını da tecrübe etmiştir. Bu durum, P. Kolbe’ye hiç de az olmayan keder ve zorluk yaratmış; ancak kendisi hoşgörü, hassasiyet ve sağduyu ruhu ile tepki vermiştir. Ayrıca, Lekesiz Meryem’in Kentlerinde yaşam, fiziksel ve ruhsal manada özellikle zordur, zira dua ve görev ritmi rahatlığa ve bencilliğe yer vermemektedir: Bu yaşam biçiminin, yalnızca büyük bir fedakarlığa ayak uydurmayla ve yüksek ulvi hedefler koymakla beslenmesi kaçınılmazdır. Ancak bu, Maksimilyan’a görevinde eşlik eden kardeşlerinde her zaman karşılaşılmayan bir durum olarak, kaçınılmaz şekilde onların şikayetlerinin de konusu olmuştur.[11]

Bu arada şehitlik hep daha fazla yoğun bir hal almaya başlamıştı. Öyle ki 1939 yılında Polonyalı Fransisken, Amtitz’de göz altında alınıp tutuklanmasını tecrübe etmiştir. Hapishanedeki arkadaşlarına göre o, her türlü sıkıntıya sabırla katlanmayı bilmiş ve herkesin üzerine içsel bir huzur bahşedebilmişti. İşte, bir arkadaşının tanıklığına istinaden aktarılanlar:

“Kendisi tam anlamıyla Allah’a aşıktı. Kampta açlıktan, soğuktan acı çektiğimizde ya da zeminde veya çadırda samanlar üzerinde uyuduğumuzda (çok soğuk ve karlı bir Kasım ayıydı), içecek suyumuz yokken ve üç aydan beri üzerimizi değiştirmezken; böcekler ve kir bizi rahatsız ettiği o zamanlarda Peder Maksimilyan her şeye sevinçle katlanıyordu. Kendisi bu davranış biçimi aracılığıyla Allah’a sevgisini gösterebildiğini hissediyordu. İşte o zaman onun şu açıklamasına şahit oldum: yani hırslı ruhlar, Allah’ın adıyla acı çekemeyecekleri için sevgilerini cennette Ona artık göstermeyeceklerinin farkına vardıklarında belirli bir üzüntüye boğulurlar. Kardeş Pelagius, başka bir gözlemi daha not alıyordu: ‘Acıdan kaçınan insan, mutluluğun ne olduğunu bilemez’.”[12]

Maksimilyan, acıyı, Allah’a sevgisini göstermenin bir amacı olarak yaşamış ve kabul etmiştir: İşte bu sayede Kolbe acıdan sevgiye ge
çebilmiştir.Tüm insani varoluşu, Yücelerde Olan’a kalıcı sevgi eylemleri gösterme için devamlı bir gayret oluşturmak olmalıdır. Acıdan ve sınanmadan kaçınmak, Rabbe yönelik parlak sevgi davranışlarının yolundan kendini mahrum etmek ve hiçbir şekilde mutluluğa erişmemek demektir. Göz altına alınıp tutuklandığı Auschwitz kampında Polonyalı Fransisken, fakir ve haça gerilmiş Mesih’e benzemenin olgunluğunda ilerlemiştir.

Şehitliğinden önce Pawiak Hapishanesi’nde, onun soykırım kampında kendisini feda etmesinin başlangıcı olan bir olay meydana geldi. Zira Mart 1941’de o hapishanede, darp ve ölüm tehlikesine rağmen cesaretle ve kararlılıklar kendi imanın ikrar etmişti.[13]

2. Güvenmesinin değeri: Şehitliğe hazırlık
Maksimilyan’a göre, Bakire Meryem’in rolü, onun anaç himayesinin gücü algılandığından ve Yücelerde Olan’ın nezdinde, haçın olaylarını tecrübe edenlere destek olması için şefaatte bulunduğundan, keder durumlarında temel bir önem arz etmiştir.[14]
İşte bu bağlamda, Aziz’in aydınlatıcı sözleri:

“Karanlık, keder, belirsizlik, korku ve bazen çok ama çok ısrarcı olan ayartmalara; hem bedenin hem de ruhun –ki yüz defa daha ağırdır- acılarının anına hazırlıklı olmanız gerekir. Öyle ki eğer katlanacak hiçbir şey yoksa, hangi amaçla cennete gidesiniz? Mücadele olmadan zafer kazanmak imkansızdır ve zafer olmadan da onun tacına sahip olunmaz; ödül diye bir şey olmaz [bkz. 1Kor 9:25].

Bu nedenle bu andan itibaren, her şeye kendinizi hazırlıklı tutun. Ancak, hiçbir şeyden korkmamalıyız, çünkü yenebilmeli ve yenmeliyiz. Peki, nasıl? İşte: kendimize en az bile olsa güvenmeyerek ve tüm benliğimizi, tüm ayartmalarımız ve zorluklarımızı Lekesiz Meryem’e sunarak, hiç kuşkusuz her daim zaferli çıkan biz oluruz (bizim tarafımızdan, ayartmalara düşmemek için mümkün olanı yapmamız gerektiği açıktır). Lekesiz Meryem oğullarını terk edemez.”[15]

Bu açıklamalar oldukça önemlidir; çünkü 3 Ocak 1927’de Zakopane’de o “sürgün”de bulunduğu zamanda yazılmıştır. Kendisi hasta düşmüştü ve sınanma durumlarında Bakire Meryem’e güvenerek kendini emanet etme üzerine genç novis rahiplere konuşuyordu. Bu yazısında bahsettiği aslında onun tecrübe ettiği kişisel gerçeği olduğu belliydi. Acı çekmede tecrübeli olan Maksimilyan; haçın boyutu aracılığıyla azizliğe ulaşmanın şeklini kardeşlere anlatmada gerçek bir öğretmen olarak kendini göstermişti.[16]

Amtitz’de hapishanede bulunduğu esnada 12 Ekim 1939 yılında isim gününe tekabül eden günde bir kardeşi tarafından bir araya getirilen, aşağıdaki telaffuz ettiği kelimeler çok anlamlıdır:

“Benim sevgili oğullarım; bugün bu bayram günümde size ne söyleyeceğimi düşünüyordum. Her an, hep daha fazla Lekesiz Meryem’e ait olmanızı temenni ediyorum! Çile uzak olduğunda, hepimiz her şeye hazırızdır. Ama şimdi ise acı çekme anı; sınanmalar arasında bugün Allah’ın isteğine boyun eğin. Ondan faydalanalım ve mümkün olduğu kadar çok ruhu Lekesiz Meryem uğruna fethetme niyetinde acı çekelim.”[17]

Aziz herkesi, ilahi ihtiyaca en üst seviye güvenmeye yanındaki tutsak arkadaşlarını davet etmiştir. Acı tatlılıkla kabul edilmeliydi, zira kişisel azizliğin ve uğruna acı çekilen kardeşlere çok büyük yarar sağlamanın habercisiydi. Hapishaneyi onunla paylaşanları alevli bir şekilde öğütleyerek, her daha fazla inanışla kendilerini Meryem’in ellerine emanet etmeye teşvik ediyordu. Ona olan tam güven, acının kabulüyle nitelendirilen aziz bir yaşama esinlenenlerin temel şartlarından biriydi.

Bu düşünce, yakalanmasına ve şehit düşmesine yakın, hayatının son zamanlarında vurgulanmış şu metinden de belirgindir:[18] “Lekesiz Meryem’in hep daha mükemmel şekilde bizi istediği yere yönlendirmesine ve koymak istediği şekilde yapmasına izin verelim ki, böylece görevlerimizi iyi yerine getirmekle, tüm ruhların Onun sevgisine fethedilmesini sağlamış olalım.”[19]

“Kendimizi yönlendirmeye bırakalım!” Yazılarında birçok kez tekrarladığı bir davettir. Öyle ki zaten önceden, 1937 yılında Polonya’daki Lekesiz Meryem Kenti’ndeki rahiplere hitaben yazdığı mektubundan bir alıntı ile bundan bahsetmiştik. Aynı mektubun bir bölümünü daha ele alalım, zira içeriğinde kendisi yine Meryem’in ellerine kendini emanet etmekten bahsetmektedir.

“Eğer Allah izin vermezse, hiç kimse bize kötülük yapamaz; yani Meryem buna razı gelmezse. O halde her şey, onun anaç ellerindedir. Sonuç olarak, her gün daha fazla ve her an daha çok kendimizi Onun tarafından yönlendirmeye bırakalım. Ve eğer O bizi hep daha fazla kusursuz düzene koyarsa, işte o zaman müjdeci faaliyet de, Onun aracılığıyla İsa’ya ruhların fethedilmesinde hep daha fazla etkin olacaktır. Görev, acı ve özellikle de dua bolluk içinde meyve vereceklerdir.”[20]

Kolbe’nin düşüncesi ve tecrübesine göre, Meryem’e emanet edilen imanlının yaşamı, Hükümranlığa doğru yolda gözetim güvencesidir. Meryem oğullarına eşlik ederek onların kişisel çağrılarını ve havarisel meyveleri bolluk içinde almalarını gerçekleştirmelerinde ilgilenir. Lekesiz Meryem insanın her şeyini kabul eder: İş, acı ve dua.

Her şey Allah’ın Annesi’nin adağını kabul ettiği, her türlü zahmeti ve fedakarlığı değerlendirdiği yolun bir parçasıdır. Bu yönde, kişisel olarak yaşanılmış acı da anlaşılmış olur, kutsallaşmanın özel bir nedenini temsil eder, ayrıca harikulade bir İncil müjdeleme aracıdır.
Nitekim kendisi 1925 yılında bir makalesinde güçlü bir şekilde şöyle belirtmektedir:[21]

“Lekesiz Meryem’e olan sevgiyi ve güveni her yerde alevlendirin ve kısa sürede, en katı günahkarların bile gözlerinden gözyaşlarının akıp gittiğini, hapishanelerin boşaldığını, dürüst çalışanlar kitlesinin arttığını; bu arada da yuvaların aşlarının mis gibi koktuğunu, barış ve mutluluğun anlaşmazlık ve acıyı yok ettiğini göreceksiniz; öyle ki artık yen bir çağ başlıyor.”[22]

Şimdi de, 1934 yılında yazdığı bir mektubunda ihtiva edilen, Maksimilyan’ın simgesel başka bir ifadesini daha sunmak isteriz: “Meryem’e bizim bedenlerimiz aittir, bu sayede onun için memnuniyetle acılara göğüs gerilsin ve kendiliğinden zorluklara katlanılsın.”[23]

Aziz Kolbe, Rabbe ve Lekesiz Meryem’e kendisini huzurlu bir şekilde emanet etmesini ifade ederken, aynı zamanda ağırbaşlı bir mizah çerçevesinde hastalığını yorumlamaktadır. Bu şekilde kardeşlerini endişelendirmeye koymadan, onlara, en Yücelerde Olan’a ve Bakire Meryem’in ellerine kendi hayatlarını teslim etmekle ne kadar mucizenin gerçekleşebileceğini kanıtlamak istemiştir.

1925 yılı Ekim ayının bir makalesinde Aziz Maksimilyan, acı çeken insanda Lekesiz Meryem’in tesellisini şu kelimelerle anlatmıştır:
“Acılı yüreklere, teselli merhemi iniyor, umutsuz ruhlara yeniden bir ümit ışığı beliriyor. Fakirler, zorluk çekenler, endişelerin, sıkıntıların ve haçların yükü altında omuzları eğilenler he daha fazla açık bir şekilde ve belirgin olarak artık yetim olmadıklarını ve onların acılarını bilen, onlara acıyan, teselli eden ve onlara yardım eden bir Annelerinin olduğunu hissediyorlar.

Biraz daha acı çekmeleri gerektiğini hissediyorlar, ama sonrasında bir ödül, ebedi ve sonsuz bir ödül elde edeceklerini biliyorlar; işlenen hataların silinmesi amacıyla bu kısa hayatta acı çekmeye değer olduğunu ve onların Allah’a olan sevgilerinin kanıt olduğunu hissediyorlar; acı çekerken ruhun, ateşte arınan bir altın gibi, dünyanın onu mutluluk olarak adlandırdığı geçici hayal kırıklıklarından koparak hep daha fazla yukarıya, sonsuz derecede daha yukarıya, her mutluluğun kaynağı olan Allah’a kadar yükseldiğini anlıyorlar.”[24]

Kolbe; sınanmayı ve kimsesizliği tecrübe edinenlere yönelik Meryem’in özel desteğini ortaya koymaktadır. Nitekim Meryem onu doğrudan yaşadığı için bu durumu bilmekte, bu nedenle zorluk içindeki oğullarına merhamet etmeye, teselli etmeye ve yardım etmeye hazırdır.

Ayrıca, Aziz iman yolundaki acının değeri üzerinde de durmaktadır: O derin bir arınma imkanı sunmaklar birlikte, hiç kuşkusuz içsel bir mükemmelliğe ve belirgin bir ruhsal yükselmeye, dünyanın geçici hayallerinden vazgeçmeye ve yalnızca Yücelerde Olan’ın bahşedebileceği o mutluluğa erişmeye götürmektedir. Bu güzergahta, yüreğin ve erdemlerin birlikte yaşlanmasında, imanlı, Meryem’in anaç himayesini, şefaatini ve örneğini tecrübe etmektedir.[25]

Sınırsızca güvenmek: Kolbe’nin mutlak daveti budur! İnanlı; meşru da olsa, endişelerle kendini kaybetmemeli, zira kendisini huzurlu bir şekilde ilahi iradeye emanet etmelidir. Kaygı ve keder zorlukları çözüme kavuşturmaktan ziyade onları daha da genişletirler. İsa, zeytinlik bahçesinde her ümidini ve güvenini Peder’e emanet ettiğinde ve onun isteğine koşulsuz uyduğunda, bize harikulade bir güven örneği bahşetmiştir.

Nitekim bu ruh haliyle Haç Tepesi’ne çıkmış ve tüm insanlık uğruna kendisini haçta sunmuştur. Aynı tarzda, Polonyalı şehit de her acıyı yaşayarak, bunun Allah’ın tasarısında olduğuna inanmıştır. İnsan, Lekesiz Meryem aracılığıyla Yücelerde Olan’ın ellerine kendini emanet ettiği andan itibaren, gündelik haçlar bir kutsallaşma nedeni haline gelirler ve ebedi yaşam sağlayıcı olurlar.
Güvenme gücü Maksimilyan’ın her acıya, hatta en korkuncuna bile, onu koruyan, destek olan ve güçlendiren O’na huzur içinde ve güvenle bakmasını sağlamıştır.[26]

Şehitliği olan hazırlıkta çok değerli başka müttefikler daha, ruhen yükselme ve duadır. Kolbe’de yer alan, hayat ve şehitlik arasındaki devamlılık çizgisi, onun ruhsallığının ve imanda olgunlaşmasının azı önemli yönleri sayesinde gerçekleşmiştir. Kendisi büyük bir özenle, dinginlikle ve katılıkla, ruhsal yükselmesinin güzergahıyla ilgilenmiştir; çünkü devamlı sevgi eylemleriyle –bu eylemler acılı bir feragati de beraberinde getirse de- kendi tövbe yolunu hızlandırdığı ve güçlendirdiği aşikardır.

Kişisel ve toplu bir biçimde ifadesini bulan ve onun içselliğinin ve görevinin çekirdeğini temsil eden önemli bir öğe de duasıdır: Aşamalı olarak kontemplatif ve mistik boyuta ulaşmak. Şehitlik; hep daha çok gerçekçi ve inanılır bir tanıklık gerçekleştirmeye götüren, devamlı büyüme halindeki bir sevginin ve adanmanın uğruna yaşanmış bir yolun sonucudur.[27]
Aşağıda takip eden kelimeler, sınanmaların ve kendini emanet etmesinin rızasında Maksimilyan’ın nasıl da şehitliğe devamlı hazır olduğunu ifade etmektedirler:

“Her şeye rağmen kararlıyım; Niepokalanow’a dönme pahasına bile, çünkü açlık, soğuk ve şehitlik her yerde bulunur… Ruhum artık yıllar boyu uğruna çalıştığım yerde, şehitlik palmiyesi almak için cennette olmayı arzuluyor (…). Lekesiz Meryem’in uğruna, hatta kurban olarak kendi hayatını Onun huzurunda vermeye kadar her şeyde hazır olan biriyim, çünkü Avrupa’da hala kan akıyor ve bizlerin başına ne geleceğini bilmek zordur.

Doğruyu söylemek gerekirse; Lekesiz’e kendimizi adama eyleminde, Onun bizlerden ‘kendisinin hoşuna gittiğini yapmasını” diliyoruz; bu da korkuya kapılmak anlamında değil, zira tamamen Ona kendini adamak ve dua aracılığıyla gerekli olan enerjiyi istemektir; ancak "Beden zayıf” (Mat 26:41; Mar 14:38) olduğu için, beden her zaman biri ruhumuzla aynı adımda ilerletmiyor; bu nedenle bazen birilerinin acılara boyun eğmiş olmadığından pişmanlık duyması mümkündür. O halde bu, vazgeçilmez bir koşuldur.”[28]

Ölümünden bir yıl önce, 16 Temmuz 1940 tarihinde, Niepokalanow dışında yaşayan rahiplere adreslenmiş bir mektubun bölümü söz konusudur. Burada yazan kişi, olgun ve bilinçli bir Maksimilyan’dır ki, kendisi tüm içsel bilgeliğini ve gerçekçi ve uyumlu bir tanıklığa yönelimde olduğunu ortaya koymaktadır. Bu kelimeler, aşamalı olarak kendisinin nasıl da Ruh’un eylemi tarafından şehitliğe hazırlanmaya bıraktığını göstermektedir.

Savaş, zorluklar ve her türden denenmeler artık Polonyalı rahibe korku salmamakla birlikte, kendisi devamlı olarak Lekesiz Meryem’e harcadıktan sonra kahramanca hayatını vermeye ve lütfun eseri tarafından parlamaya hazırdır. Ona güç ve barış vermesi için Allah’ın Annesi’nin ellerine kendisini emanet etmesi ve yolculuğunun, en uç sonuçlara kadar, fakir ve haça gerilmiş Mesih’inki ile benzeşmesine devam etmesini sağlaması artık koşulsuzdur.[29]


Makalemizin devamı bir sonraki sayımızda yayınlanacaktır... 

Raffaele Di Muro OFMConv.
Kaynak: www.Mysterion.it   (2016/2) n. 211



[1] Bkz. GIOVANNI PAOLO II, Discorso ai chierici dei frati minori conventuali per il centenario della nascita di San Massimiliano Kolbe, 4.
[2] Bkz. J. CASTELLANO CERVERA, L’itinerario spirituale di San Massimiliano Kolbe, in E. GALIGNANO (derleyen), Massimiliano M. Kolbe nel suo tempo e oggi. Approccio interdisciplinare alla personalità e agli scritti,
Roma 2003, 406-409; R. DI MURO, La sofferenza in San Massimiliano Kolbe, Città del Vaticano, 12-17.
[3] Bkz. R. DI MURO, Spendersi per amore. La preghiera, l’ascesi e la missione in S. Massimiliano Kolbe,
Morolo 2011, 63-64.
[4] R. DI MURO, Tu sei fortezza. La preghiera nell’esperienza di Francesco d’Assisi e Massimiliano Kolbe,
Borgonuovo 2010, 80.
[5] Lekesiz Meryem Cemiyeti (M.I.), halihazırda var olan ve dünyanın birçok yerinde faaliyet gösteren, 1917 yılında Aziz Maksimilyan ve başka altı genç rahip tarafından Roma’da kurulan Meryem’e adanmış bir harekettir. Lekesiz Meryem’in Şövalyesi, Aziz tarafından 1922’de başlatılan ve bugün hala birçok ulusta ve çeşitli dillerde yayınlanmakta olan Katolik bir dönemsel dergidir. Lekesiz Meryem’in Kenti (P. Kolbe sırasıyla ilkini Polonya’da “Niepokalanów” ve ikincisini Japonya’da “Mugenzai” adıyla kurmuş), birçok rahibin manastır kenti olarak (öyle ki Polonya’da sayıları yedi yüzü aşan bireylerden oluşur!), tüm din adamlarının bu iyi Katolik ve Meryem hakkındaki baskının yayılması için çalışma niyetinde, bir dua tarzında ve yüksek seviyelerde tövbe yaşantısıyla özelliğini belirlemiş bir yerdir. Fransisken dünyasında eşi benzeri olmayan bir yapıdan bahsedilir, rahiplerin derinden bireysel fakirlikleri ve mümkün olan en çok sayıda insanlara ulaşmak için kullanılan yayın araçlarının en yüksek niteliğiyle karakterize edilmiştir.
[6] Bkz. F. OSSANNA, L’uomo Kolbe: concretezza in azione e tensione martiriale, in E. GALIGNANO (a cura
di), Massimiliano M. Kolbe nel suo tempo e oggi, 217-219; A. RICCIARDI, Beato Massimiliano Maria Kolbe,
Roma 1971, 92-94.
[7] OSSANNA, L’uomo Kolbe: concretezza in azione e tensione martiriale, 217-218.
[8] Bkz. G. SIMBULA, San Massimiliano Kolbe. Profilo umano e spirituale. Approccio cronologico agli
scritti, Roma 1998, 181.
[9] Scritti di Massimiliano Kolbe, Roma 1997, n. 336.
[10] Bkz. DI MURO, Spendersi per amore, 129.
[11] Bkz. SIMBULA, Massimiliano Kolbe. Profilo umano e spirituale, 160-161.
[12] P. TREECE, Massimiliano Kolbe il santo di Auschwitz. Testimonianze di coloro che lo hanno conosciuto,
Borgonuovo (Bo) 1996, 109.
[13] Bkz.RICCIARDI, Beato Massimiliano Kolbe, 347-349; Patavina seu Cracoviensis, Beatificationis et Canonizationis
Servi Dei Maximiliani Maria Kolbe, Sacerdotis professi Ordinis Fratrum Minorum Conventualium,
Positio super virtutibus, Romae, Postulatio Generalis OFMConv, 1966, II, 51.
[14] Bkz. DI MURO, La sofferenza in San Massimiliano Kolbe, 47-48.
[15] Aziz Kolbe, a.g.e. 149.
[16] Bkz. CASTELLANO CERVERA, L’itinerario spirituale di San Massimiliano Kolbe, 402-403.
[17] Bkz. TREECE, Massimiliano Kolbe il santo di Auschwitz, 111.
[18] Bkz. DI MURO, La sofferenza in San Massimiliano Kolbe, 50-51.
[19] Aziz Kolbe, a.g.e. 960.
[20] Aziz Kolbe, a.g.e. 755.
[21] DI MURO, La sofferenza in San Massimiliano Kolbe, 52.
[22] Aziz Kolbe, a.g.e. 1088
[23] Aziz Kolbe, a.g.e. 486.
[24] Aziz Kolbe, a.g.e., 1102.
[25] DI MURO, La sofferenza in San Massimiliano Kolbe, 56.
[26] A.g.e., 58.
[27] Bkz. R. DI MURO, Massimiliano Kolbe. Il trionfo dell’amore, Città del Vaticano 2016, 65-66.
[28] Aziz Kolbe, a.g.e., 895.
[29] Bkz. DI MURO, Massimiliano Kolbe. Il trionfo dell’amore 66-68.

 Üst sayfa