AZİZ MAKSİMİLYAN KOLBE'NİN LEKESİZ MERYEM'E DUASI














Aziz Maksimilyan Kolbe aracılığıyla, Lekesiz Meryem’e Yakarış Duası

 
Ey Allah; kendisini tamamen havarisel göreve ve yakınlarına kahramanca hizmete adamış, peder, şehit ve Lekesiz Meryem için alevli bir sevgi besleyen Aziz Maksimilyan Kolbe’yi Kilise’ye ve dünyaya bahşeden Sen, onun şefaati sayesinde bizlere de, Senin Adının yüceliğini, hayatımız boyunca ve ölüm saatimizde Oğlun Mesih’i izlememiz için insanlığın iyiliğine koşulsuz hizmet etmemizi sağla. Amin.
 
“Eğer bu dünyada haçlar var olmasaydı, cenneti hak etmek de olmazdı. İster içsel ister dışsal olsun haçlar kaçınılmazdır. Allah’ın daha büyük bir iyilik uğruna bu haçlara izin verdiği konusunda hemfikiriz. Nefret, yaratılan bir güç değildir, bu sadece sevgiye mahsustur (…) eğer iyilik, Allah’ı sevmekten ibaretse ve bütün bunlar sevgiden kaynaklanıyorsa; kötülük de özünde sevginin bir inkarıdır.” Aziz Maksimilyan Kolbe (1894–1941).
 
Dünyaya Kurtarıcı’yı armağan etmek üzere
Kadınlar arasından seçilmiş,
Kurtarışın gizeminin sadık kulu
Lekesiz Meryem,
İsa’nın çağrısına cevap vermeye bilmemizi
Ve bizi Peder’e yönlendiren
Hayat yolunda Onu izlememizi sağla.
 
Tamamen Azize Meryem;
Bizi günahtan kopar ve
Yüreklerimizi değiştir.
Havarilerin Kraliçesi, bizleri Havariler kıl!
Onun kutsal ellerinde bizlerin
Günahkar dünyamızın arınmasına
Ve kutsanmasına dikkatli olacak
Tatlı aracılar olmamız sağla.
 
Anne yüreğine baskı yapan endişeleri
Bizimle paylaş
Ve hiç kimsenin kaybolmamasının
Canlı ümidini muhafaza et.
Seninle birlikte ey Allah’ın Annesi,
Kutsal Ruh’un şefkati,
Merhametin ve sınırsız sevginin övgüsünü
tüm yaratılış birlikte kutlayabilsin.
 
Aziz Maksimilyan Kolbe’nin kendisini Lekesiz Meryem’e görkemli adaması
 
Ey Lekesiz Meryem;
Allah’ın aracılığınla
tüm merhamet tasarısını
Emanet etmek istediği
Göğün ve yerin Kraliçesi
Günahkarların sığınağı
ve çok sevecen Annemiz,
ben, layık olmayan günahkar,
senin huzurunda yere kapanıyorum,
senin bir şeyin ve mülkiyetin gibi
tamamen ve her şeyimi kabul etmen
ruhumun ve tüm bedenimin yeteneklerinin
tüm hayatımın, ölümün ve ebediyetimin
bana hoşlandığın gibi olması için
sana mütevazılıkla yakarıyorum.
Eğer istersen hiç koşulsuz
Senin için söyleneni bende de
Yerine gelmesi için
Beni de aracın kılabilirsin:
 
“Kadın senin başını ezecek” (Yar 3:15)
ve aynı şekilde. “Tüm dünya üzerindeli
Tüm sapkınlıkları tek başına yok ettin” (litürji),
Böylece senin lekesiz ve çok merhametli ellerinde
Senin yüceliğini birçok kaybolmuş
ve kayıtsız ruhlarda
en güçlü şekilde aşılamak ve çoğaltmak
ve bu sayede mümkün olduğu kadar
İsa’nın Çok Kutsal Yüreği’nin hükümranlığı
Yaymak üzere ben
faydalı bir araç olayım.
Öyle ki senin girdiğin yerde,
Tövbenin ve kutsallaşmanın lütfunu sağlarsın
Çünkü her lütüf senin ellerinden
Ve İsa’nın çok tatlı Yüreğinden
Bize kadar akar.
 
Seni övmemi sağla, ey Çok Azize Bakire.
Düşmanlarına karşı bana güç ver.
 
Aziz Maksimilyan’ın, Japonya’daki kardeşlerine yolladığı mektup
(13 Nisan 1933’de yurduna dönüş yolundayken)
 
Sevgili Oğullarım; zorluklarda, karanlıklarda, zayıflıklarda ve ümitsizliklerde hatırlayalım ki Cennet hep daha yakındır. Her geçen gün bekleyişten bir tam gün eksilmesidir.
 
O halde cesaretli olun! Meryem bizleri Yüreğine basmak için o tarafta bekliyor.
Ayrıca, cennetin var olmadığını inandırmaya çalışırsa, şeytana itimat etmeyin, zira bunu kendiniz için değil, çünkü mümkün olan tüm günahları işlemiş olsanız dahi, mükemmel tek bir sevgi eylemi, bir tek gölge bile kalmayacak noktaya kadar her şeyi yıkar.
 
Sevgili evlatlarım; size söylemeyi arzuladığım, tekrar etmek istediğim, küçük yüreklerinizden üzüntüyü, içsel çöküşü veya cesaretsizliği ebediyen uzaklaştırabilmenizde Lekesiz Meryem’in ne kadar iyi olduğudur. “Meryem”e tek bir yakarış, belki de karanlıklara boğulmuş ruh eşliğinde, kuraklıkta ve hatta günah talihsizliğinde, bizleri seven onun Yüreğinde ne kadar çok yankı yapardı! Ruh ne kadar mutsuzsa, hatalarda batmışsa, o kadar çok biz zavallı günahkarların bu Sığınağı, onu hazır bir himayesiyle çevreler.
 
Ancak, böyle bir sevgiyi hissetmiyorsanız kedere düşmeyin. Eğer sevmek istiyorsanız, bu zaten sevmekte olduğunuzun bir işaretidir; ama yalnızca iradeden gelen bir sevgi söz konusudur.
Dış duygu da lütfun bir meyvesidir, ama her zaman ve hemen iradeyi izlemez. Değerli kardeşlerim, “Lekesiz Meryem beni hala seviyor mu?” gibi üzüntü verici bir özlem, bir yakarış, bir yakınma düşüncesine kapılabilirsiniz…
 
Çok sevgili oğullarım!
Bunlar tüm hepinize birlikte ve özellikle tek tek, onun Adına, dikkatli olmanız için söylüyorum: O her birinizi seviyor, herhangi bir istisna göstermeksizin, oldukça çok ve her an sizleri seviyor.
Bunu, sevgili oğullarım, Onun Adına sizlere yeniliyorum.
 
Aziz Maksimilyan Kolbe: Mucizevi Madalyon’un Havarisi
 
Aziz Maksimilyan Kolbe, Mucizevi Madalyon Havarisi, adı Rajmund iken, daha geç vakit, Konventual Fransisken Rahibi olarak Kardeş Maksimilyan adını almış ve Papa VI. Pavlus tarafından 1971 yılında Ermişlik payesinde ve akabinde 1982 yılında Papa II. Jean Paul tarafından azizlik payesine yükseltilmiştir.
14 Ağustos 1941’de Auschwitz Nazi toplamak kampında şehit olarak ölen Aziz Maksimilyan, Mucizevi Madalyon’un da çok azimli bir havarisi olmuştur.
 
Polonya’da Lodz şehri yakınlarında, 7 Ocak 1894’de doğdu.
Konventual Fransisken Küçük Kardeşler Topluluğu’na girdikten sonra, yedi yıl boyunca okuduğu Roma’da 28 Nisan 1919’da da peder olarak kutsandı. Daha pederlik kutsamasından önce, Lekesiz Meryem Cemiyeti’ni kurmuştu ve 1922’de ise yüksek sayılarda baskıya ulaşarak tüm dünyaya ulaşan “Lekesiz Meryem’in Şövalyesi” adlı dergiyi yayın hayatına geçirmişti.
İlk ayinini, 1842’de Lekesiz Meryem’in göründüğü ve Yahudi Alfons Ratisbonne’u tövbeye götürdüğü S. Andrea delle Fratte şapelinde kutlamak istedi.
 
1917 yılında Aziz Petrus Meydanı’nda meydana gelen, Masonların bir gösterisi, bu genç subdiyakon rahibi derinden etkilemişti. Birkaç arkadaşıyla birlikte, aynı kararlılık ve azimle, o zamanlarda “Lekesiz Meryem Cemiyeti”ni kurarak, bugün sayıları tüm dünyada milyonları bulan bir katılımcı kitlesine sahip olmuştur. Kurucusunun çizdiği güzergah programında, kişisel her tür kutsallaşma faaliyeti ve dinden sapanların ve özellikle de Masonlar için tövbe etmelerine yönelik havarisel çalışma, Mucizevi Madalyon’un Lekesiz Meryem’inin koruması altına konularak yapılıyordu.
 
“Cemiyet”in üyelerinin, Madalyon’u boyunlarında taşımaları gerekmektedir: “Göğsümüz üzerinde –tüzüğe göre- o bizim içsel adanmamızın bir işareti gibi olacaktır.” Ayrıca herkes her gün en az bir defa Madalyon’u yakarmalar duasını tekrar edecek, ancak şöyle bir değişiklikle:
“Günahsız doğan ey Meryem, Size başvuran bizler için ve başvurmayanlar için, özellikle de Kilise’nin düşmanları için dua ediniz.” Madalyon – sık sık p. Kolbe tekrarlıyordu- benim yedek fişeklerimdir.”
 
1926 yılında, periyodik dergi “Lekesiz Meryem’in Şövalyesi”nde şöyle yazıyordu: “Mümkün olan her yere Mucizevi Madalyon’u dağıtmak gerekir: Boyunda taşımaları için çocuklara; bugün var olan sayısız ayartmalara ve onları tehdit eden tehlikelere karşı Meryem’in koruması altında yeterince dayanabilme gücünü bulabilsinler diye başta gençler olmak üzere yaşlılara. Kiliseye hiçbir zaman girmeyenlere de, günahlarını itiraf etmekten korkanlara, dini uygulamalarla alay edenlere, iman gerçeklerine gülenlere, ölümsüzlük çamuruna inanıp onda boğulanlara veya da Kilise dışına sapkın kalanlara: Tüm bu insanlara mutlak surette Lekesiz Meryem’in madalyonundan sunulmalı ve onu memnuniyetle taşısınlar ve aynı zamanda kendi tövbeleri için Lekesiz’e azimle dua etsinler diye teşvik edilmelidirler.”
 Mucizevi Madalyon aracılığıyla P. Kolbe’nin gerçekleştirmiş olduğu en bilinir dine tövbe, 1927 yılında Varşova ve tüm Polonya’da Büyük Üstat olan Polonyalı Mason Stempowski durumu oldu. P. Kolbe onu konutunda ziyaret etmek için gitmişti ve bir madalyonu kabul etmesini sağlamış ve onu yanında taşımasına ikna etmişti. Savaş sona erdikten ve 1945 yılında Varşova özgürlüğüne kavuştuktan sonra, Stempowski, tanıdığı bu alçak gönüllü ve zavallı rahibin, toplama kampında şehit düştüğü haberiyle duygulanmıştı. Onunla karşılaştığı değerli bu anısı, onu Katolik Kilisesi’nin bağrına yöneltmişti.
Az bir zaman sonra, ellerinde Mucizevi Madalyon ile öldü ve Katolik bir cenazeyle gömüldü.
 
1939 yılında, Almanlar Polonya’yı işgal ettiklerinde, Peder Kolbe, kendi topraklarında bulunuyordu ve Nazilere karşı konum almaktan korkmuyordu.
 
Kısa sürede rahatsızlık veren bir figür haline gelerek, Şubat 1941’de Auschwitz toplama kampına, 16670 numarasıyla 14. Bloğa tutuklu getirildi. Peder Kolbe’nin sonu, hala dünyayı duygulandırmaktadır. 1941 yılı Temmuz ayında, Auschwitz kampından bir tutuklunun kaçması yüzünden, Alman komutan Fritsch, kaçanın yerine on tutukluyu ölüm hücresine mahkum etti.
 
Komutanın parmağı, P. Kolbe’nin yakınında durduğunda, yanındaki adam, çocuklarını ve eşini yüksek sesle çağrıştırarak gözyaşlarında boğulmuştu.
 
İşte o anda Peder Kolbe bir adım ileriye çıkarak Fritsch’e şöyle dedi: “Bu aile babasının hayatına karşılık benim hayatımı kabul etmenizi rica ediyorum.
-          Kimsiniz?- diye sordu Alman.
-          Bir Katolik Peder!
-          Kabul ediyorum!
 
Bu şekilde Peder Kolbe, diğer dokuzu ile birlikte ölüm hücresine girdi. Yüksek sofuluk hayatına ve fedakarlıklara alışmış olduğu için, diğer arkadaşlarının teker teker açlıktan ölmelerine onlara karşı olan sevgisiyle şahit olmuştu. Sonunda Naziler, onun ölümünü huzlandırmak için, damarlarına çok korkunç bir zehir aşıladılar.
 
47 yaşında, 14 Ağustos 1941 yılında, Meryem’in Göğe Alınışı Bayramı arifesinde, iki haftalık tarifsiz bir acı çektikten ve fenik asit aşılanması için kolunu uzatırken Kardeş Maksimilyan huzurlu bir şekilde, “Selam Sana Meryem…” diyebilecekti.
Bedeni hemen Almanlar tarafından yakıldı. Auschwitz sığınağında her daim onun anısı canlı kalmıştır.
 
Derleyen: Don Marcello Stanzione
 

 Üst sayfa