RABBİN GÖZÜNDE DEĞERLİDİR, SADIK KULLARININ ÖLÜMÜ

Aziz Maksimilyan, gazetecilerin, medya mensuplarının, ailelerin, tutukluların, hayat uğruna çalışanların, beslenme bozukluğu olan ve uyuşturucu bağımlılarının koruyucu azizi olarak görülmektedir.
 
1. “Hiç kimsede, insanın, dostları uğruna canını vermesinden daha büyük bir sevgi yoktur.” (Yu 15:13).
Bugünden itibaren Kilise, Kurtarcı’nın yukarıda yer alan söylerini harfiyen mutlak surette yerine getirmeye bahşettiği bir insanı “aziz” olarak çağırmaktadır. Öyle ki işte, 1941 yılının Temmuz ayı sonuna doğru, toplama kampının liderinin buyruğuyla, açlık cezasına çarptırılacak tutukluların sıraya girmesi sağlandığında, bu adam, Maksimilyan Maria Kolbe, kendiliğinden öne çıkarak, aynı durumda bulunanlardan biri için ölüme girmeye hazır olduğunu duyurmuştu.
 
Bu fedakarlığı kabul edildi ve açlık nedeni iki haftayı aşan çok korkunç bir zamandan sonra, yani 14 Ağustos 1941’de ölümcül bir iğne ile hayatına son verildi.
 
Tüm bunlar, yaklaşık 4 milyon insan ölüme gittiği son savaş esnasında aralarında Allah’ı Hizmetkarı ve halihazırda ilgili Kongregasyon’da azizelik davasının devam ettiği Edith Stein’ın da bulunduğu (Karmeliten Rahibesi Teresa Benedetta de la Cruz) Auschwitz toplama kampında yaşandı.
 
Hayatın Yaratanı Allah’a karşı itaatsizlik, “adam öldürme” emrine karşı gelmek, birçok masum insanın çok büyük bir mezarına dönüştüğü bir yere neden oldu. Aynı anda bizim çağımız, masum insanların katledilmesiyle korkunç biçimde öylesine damgalanmış oldu.
 
2.  Peder Maksimilyan Kolbe, kendisi toplama kampında bir tutuklu olmasından dolayı, ölüm yerinde, 4 milyon masum insanlardan biri olanın yaşam hakkını koruyarak kendini feda etti.
 
Bu adam (Franciszek Gajowniczek) hala yaşıyor aramızda mevcuttur. Peder Kolbe, onun hayatını savunmakla, onun yerine ölüme gitmeye hazır olduğunu ilan etmişti, çünkü o adam bir aile babasıydı ve sevdiklerinin iyiliği için onun yaşaması gerekiyordu.
 
Peder Maksimilyan Maria Kolbe, bu şekilde, masum insanın hayatına Yaratıcı’daki özel hakkını savunmuş oldu ve Mesih’e ve sevgiye tanıklık etmiş oldu.
Nitekim Havari Yuhanna şöyle yazar: “Sevginin ne olduğunu, Mesih'in bizim uğrumuza canını vermesinden anlıyoruz. Bizim de kardeşlerimiz uğruna canımızı vermemiz gerekir.” (1Yu 3:16).
 
Bir kardeşi uğruna hayatını vermekle, 1971 yılından Kilise’nin “ermiş” payesinde hürmet ettiği Peder Maksimilyan, özel bir biçimde kendisini Mesih’e benzer kılmış oldu.
 
3. O halde bizler, 10 Ekim’de Roma’da Aziz Petrus Bazilikası önünde bir araya gelerek, peder Maksimilyan Kolbe’nin şehitliği için ölümü Allah’ın gözlerinde özel bir değere sahip olduğunu ifade etmeyi arzuluyoruz:
 
“Rabbin gözlerinde; imanlıların ölümü değerlidir” (Mez 115 [116]:15) şeklinde Mezmur okumasında karşılıklı cevap verdik. Gerçekten de değerli ve paha biçilemez!
Haç üzerinde Mesih’in maruz kaldığı ölüm aracılığıyla, dünyanın günahlardan temizlenmesi gerçekleşti; çünkü bu ölüm yüce bir sevginin değerine sahiptir.
 
Peder Maksimilyan Kolbe’nin ölümü aracılığıyla, çağımızda böylesine bir berrak sevgi yenilenmiş oldu ki, günah ve ölüm tarafından birçok şekilde tehdit edilecek kadar yüksek derecededir.
 
İşte; bu azizlik payesine yükseltilme litürjik görkemli töreninde, Oswiecim’in (Papa VI. Pavlus’un çağırdığı gibi) “sehvi şehidi” aramızda kendini gösteriyormuş ve şöyle dermiş gibidir:
“Ya Rab, ben gerçekten senin kulunum; Kulun, hizmetçinin oğluyum, sen çözdün bağlarımı. (Mez 115 [116],16).
 
Tüm hayatının kurbanını bir kesede toplarcasın o, peder ve Aziz Fransua’nın ruhsal oğlu, yine şöyle der gibidir:
“Ne karşılık verebilirim Rabbe, bana yaptığı onca iyilik için? Kurtuluş sunusu olarak kadeh kaldırıp Rabbe sesleneceğim.” (Mez 115 [116],12vd.).
 
Minnet kelimeleri bundan ibarettir. Sevgi uğruna başka bir kardeşin yerine maruz kalınan ölüm, insanın kahramanca bir eylemidir ki aracılığıyla, yeni Aziz ile birlikte Allah’ı yüceltebiliriz. Öyle ki böyle bir kahramanlık, bu şehitlik Lütfu ondan gelmektedir.
 
4. O halde bugün insanda Allah’ın büyük eserlerini yüceltelim. Tüm hepimizin huzurunda, burada toplanan bizler karşısında Peder Kolbe “kurtuluş kupasını” yükseltiyor; zira bu kupada, “bir kardeş” uğruna ölerek şehit olmasıyla mühürlenen, onun tüm yaşamının kurbanı saklıdır.”
 
Bu nihai kurbana, Maksimilyan, Polonya’daki yaşamının ilk yıllarından itibaren Mesih’i izleyerek hazırlandı. O yıllarda bir göksel rüyada kendisine, biri beyaz ve biri kırmızı olarak iki taç sunulmuş, azizimiz aralarından birini seçmemiş zira her ikisini de kabul etmiştir.Öyle ki gençlik yıllarından itibaren Mesih’e olan büyük sevgiyle ve şehitlik arzusuyla yanıp tutuşuyordu.
 
Bu sevgi ve bu arzu, onu Fransisken yaşamında ve pederlik hayatı yolu boyuna eşlik etmiş; bunlara hem Polonya’da hem de Roma’da hazırlanmıştır. Bu sevgi ve bu arzu, onun tüm pederlik ve Fransiskenlik hizmetini yerine getirdiği Polonya’nın tüm yerlerinde ve Japonya’da müjdeci olarak görev yapmaya gittiğinde izlemiştir.
 
5. Hayatının tüm ilham kaynağı, Mesih uğruna sevgisini ve şehitlik arzusunu emanet ettiği Lekesiz Meryem oldu.
 
Ruhunun gözleri huzurunda ortaya çıkan, Meryem’in Lekesiz Doğuşu gizeminde, insana Allah’ın Lütfu’nun sunduğu o harikulade ve doğaüstü dünya beliriyordu. Peder Maksimilyan’ın tüm imanı ve eserleri, Lekesiz Meryem’in işareti altında bir şövalye olarak ilahi Lütuf ile olan işbirliği olarak algılandığını belirtiyordu.
 
Peder Kolbe’nin hayatında ve azizliğinde, özel bir şekilde ifade bulan, Meryem’e olan güven özelliğidir. Bu belirtiyle tüm havariselliğine hem yurdunda hem de yurtdışı müjdeleme görevine damga vurmuştur. Hem Polonya’da hem de Japonya’da, bu havariselliğin merkezi olarak Lekesiz Meryem Kenti (Lehçede “Niepokalanow”; Japoncada “Mugenzai no Sono”) kuruldu.
 
6. 14 Ağustos 1941’de Oswiecim (Auschwitz) toplama kampında açlık sığınağında ne oldu?
 
Buna bugünkü llitürjinin okumalarıyla cevap veririm: İşte, “Allah –Maksimilyan Maria Kolbe’yi- “sınadı ve kendine layık buldu” (bkz. Blg 3:5). “Fırına konan altın gibi sınadı, ateşte yakılan kurban gibi katına aldı.” (bkz Blg 3:6).
 
“İnsanların gözü önünde cezaya çarptırılsa da” yine de “onun ümidi ölümsüzlük doludur” çünkü “erdemli insanların ruhları Allah’ın elindedir; onlar hiçbir zaman acı çekmeyeceklerdir.” İnsani olarak konuşmak gerekirse, sıkıntı ve ölüm onlara eriştiğinde “bilge olmayanların gözünde onlar ölmüş gibidir” ve “insanların anladığı biçimde cezalandırıldılarsa da, Ölümsüzlük konusunda büyük umutları vardır.” Onlar huzur içindedirler: Allah’ın ellerinde hayatı ve yüceliği tadarlar (bkz. Blg 3:1-4).
 
Bu hayat, Mesih’in ölümüne benzer şekilde ölümüm meyvesidir. Yücelik ise, onun dirilişine paydaş olmaktır.
O halde 14 Ağustos 1941’de açlık sığınağında ne oldu?
“Gidip meyve versinler, meyveleri de kalıcı olsun diye” (bkz. Yu 15:16) Mesih’in Havarilerine yönelttiği kelimeler yerine geldi. İşte, Kilise’de süregelen harikulade yöntem ve Maksimilyan Kolbe’nin kahramanca ölümünün dünyadaki meyvesi!
 
7. Auschwitz kampında olanlara insanlar bakıyordu. Onların gözünde, aynı kaderi paylaşan bir insan “ölüyormuş” gibi görünse de, insani olarak “bir yandaş” gibi “bir yıkım” olarak görseler de, yine de onların bilincinde bu yalnızca “ölüm” idi.
 
Maksimilyan ölmedi, zira “kardeşi için… hayatını verdi.”
İnsani açıdan korkunç bu ölümde, insan eyleminin ve insan seçiminin tüm nihai büyüklüğü yer alır: O kendi kendine sevgi uğruna ölüme gitti.
 
Bu insani ölümünde, Mesih’e gösterilen şeffaf bir tanıklık vardı: Mesih’te insanın haysiyetine sunulan, onun yaşamının azizliğine ve ölümüm kurtarıcı gücüne olan tanıklık; bu tanıklıkta sevginin kudreti belirir. Tam da bu nedenle, Maksimilyan Kolbe’nin ölümü bir zafer belirtisi oldu.
 
İnsana yönelik insanda olan tüm tinsel ne varsa, tüm küçümseme ve nefretin bütün sistemine karşı kazanılan zafer; Haç Tepesi’nde Rabbimiz Mesih İsa’nın getirdiği benzer zafer budur. “Size buyurduklarımı yaparsanız, benim dostlarım olursunuz.” Yu 15:14).
 
8. Kilise, Mesih’in kurtarışının kudreti aracılığıyla sağlanan bu zafer işaretini hürmete ve minnetle kabul eder. Tüm alçak gönüllüğü ve sevgisiyle belagat içinde onu okumaya çalışır.
 
Her zaman olduğu gibi, erkek ve kız çocuklarının azizliğini ilan ettiğinde, bu durumda da olduğu gibi, Kilise tüm netliğiyle ve gerekli sorumluluğuyla hareket etmeye çalışarak, Allah’ın Hizmetkarı’nın hayatının ve ölümünün tüm yönlerine nüfuz eder.
 
Ancak, Kilise dikkat etmesi gerektiği aynı zamanda, Hizmetkarı’nda Allah’ın verdiği azizlik işaretlerini okuyarak, onun belagatini ve nihai anlamını da gözden kaçırmaya gayret eder.
 
Bu nedenle, Ermiş Maksimilyan Kolbe’nin azizlik davasında hüküm verirken –zaten ermişlikten sonra- Allah’ın Halkı’nın çok çeşitli sesine ve özellikle de hem Polonya’nın hem de Maksimilyan Kolbe’nin  “şehit olarak aziz” ilan edilmesini dileyen Almanya’nın Episkoposluk’taki kardeşlerinin kanaatini göz önünde bulundurması gerekti.
 
Ermiş Maksimilyan’ın hayatının ve ölümünün belagati karşısında, Allah’ın Kilise’ye ve ölümüyle dünyaya verdiği işaretinin temel ve birinci işareti olduğu inkar etmemek gerekir.
 
İnsana olan sevgide bilerek kendisinin karşı karşıya kaldığı bu ölümüm, Mesih’in kelimelerinin özel bir tamamlanması olduğu görülmez mi?
Bu da tüm şehitlerin Örneği olan, kardeşleri için Haç üzerinde kendi hayatını vermiş Mesih’e özel bir şekilde Maksimilyan’ı kılmaz mı?
Çağımız için bu ölüm, özel ve nüfuz eden bir belagate sahip olmaz mı?
Çağdaş dünyamızda Kilise’nin otantik özel bir tanıklığı olmaz mı?
 
9. Bu nedenle, benim havarisel yetkim sayesinde, Maksimilyan Maria Kolbe’nin, Ermişlik payesine getirilmesinin akabinde, İmanını ikrar eden Şehit olarak bu andan itibaren aynı zamanda “Şehit” olarak da hürmet görmesine karar verdim.
“Rabbin gözünde değerlidir, sadık kulunun ölümü!”
 
Amin.
 
 
Papa II. Jean Paul’ün Vaazı
Aziz Petrus Meydanı, 10 Ekim 1982
 
Kaynak: http://www.mi-international.org/kolbe1_4.html 

 

 Üst sayfa