PAPA FRANSİSKUS, PEDER KOLBE'NİN ŞEHİTLİK YERİNDE

Polonya’yı ziyaretinde Papa Fransiskus, Aziz Maksimilyan Kolbe dahil, birçok insanın yaşamını yitirdiği Auschwitz toplama kampında dua etmeye gitti.
 
29 Temmuz Cuma günü, 31. Dünya Gençlik Günü vesilesiyle gittiği Polonya’yı ziyareti çerçevesinde Papa Fransiskus, ziyaret ettiği yerler arasında, Nazi Almanya’sının en büyük soykırım kampı olan Auschwitz’i de ziyaret etti.
 
Papa özellikle, Auschwitz kompleksinin kitle imha kamplarından en kötü üne sahip olmuş Birkenau’da duraklamak istediğini söyledi. Zira burada, sürgüne getirilenlerin cesetlerini yakmak için gece gündüz kesintisiz işleyen, fırınların yanında gaz odaları da bulunmaktadır.
 
“Açlık sığınağı”nda yalnızca başına dua etmek üzere kalma arzusunu da dile getirdi; burası 14 Nisan 1941’de, genç bir aile babasının yerine korkunç bir sonla ölmek üzere kendisini gönüllü olarak sunduğu Polonyalı Fransisken rahip Peder Maksimilyan Kolbe de bitkinlikten öldüğü yerdir.
 
Papa Fransiskus’un arzusu; sadece Nazi soykırımının canavar tarifsizliği üzerine değil, aynı zamanda, o şeytani nefret cehenneminin tarihine giren kahramanca davranışıyla, Hristiyan imanıyla aydınlanmış insanlığa en yüksek tanıklığı sunan, öldürülmüş tüm o insanlara ebedi nurun yolunu açan Peder Maksimilyan’ın figürü üzerine de dikkatleri çekmek istemesiydi.
 
Papa II. Jean Paul, 10 Ekim 1982’de azizlik  payesine yükseltildiğini ilan ettiği Peder Maksimilyan 47 yaşındaydı. Görkemli vaazı esnasında Papa Wojtyla onu “zor zamanlarımız için özel koruyucu aziz” olarak tanımladı. Şöyle de ekledi: “Peder Kolbe,  Allah’a ve insana olan güven ve imanın reddi için inşa edilmiş bir yere, sevgisi ve imanı aracılığıyla zafer getirdi.”
 
Fakat Peder Kolbe, onu 1941 yılında ölüme götüren sevgi jesti ile sadece hatırlanmamaktadır. Onun bu kahramanca seçimi, tamamen Allah’ın hizmetine ve bugün hala işlevde olan yoğun olağanüstü müjdeci görev girişimlerine adanmış, sıra dışı bir varoluşun da sonu oldu.
 
Özellikle, 1947’de kendisi tarafından kurulan ve amacı, Allah’ın Annesi Lekesiz Meryem aracılığıyla tüm insanlığı Mesih’e ve Kilise’ye yönlendirmek olan bir hareket, “Lekesiz Meryem Cemiyeti”ne hayat verdi. Bu nedenle, onun öğretilerinden esinlenerek hayat tarzlarını kuran milyonlarca ve milyonlarca insan aracılığıyla günümüzde etkin olmaya ve faaliyet göstermeye devam eden bir azizdir.
 
Bu modern azizin hayat profili hakkında biz özet yapması için, Aziz Maksimilyan gibi o da Fransisken bir rahip olan ve yıllardır Uluslararası Lekesiz Meryem Cemiyeti’nin sorumlusu ve Rom’da “Seradicum” Üniversitesi bünyesinde Kolbe Enstitüsünde müdür olan, P. Kolbe’nin hayatının ve eserlerini uzmanıP eder Raffaele Di Muro’ya sorduk.
 
Peder Raffaele’nin belirttiği üzere, “Aziz Maksimilyan Kolbe, herhangi özet bir tanımlama girişimi yapmaktan kaçınacak kadar öylesine zengin, engin ve canlı bir ruhsallığa sahip bir figürdür. Onun hayata, dünyaya olan bakış açısı, tamamen Allah’a odaklanmıştı ve bu nedenle sınır tanımazdı. Yalnızca 47 yıl boyunca yaşamıştır; her zaman hastaydı, ama yine de inanılmaz müjdeci görev faaliyetlerini kitlesel halinde yerine getirdi, her türden zorluğun üstesinden geldi, o zamanlarda çok zorluk içinde gerçekleşen yolculuklar yaptı, öncü denilebilecekler de dahil tüm mümkün araçlardan faydalandı, faaliyetleriyle bir İncil ışığının ışınını götürebilecek tüm alanlara dokundu.
 
Bunun için herkes tarafından yakarılmaktadır: Gazetecilerin, ailelerin, tutukluların, hayat lehine hareketin, uyuşturucu bağımlılarının ve beslenme bozukluğundan muzdarip acı çeken tüm herkesin, Meryem’e dair teologların koruyucu azizidir; özetle kendisi evrensel bir azizdir.”
 
***
 
O da Papa II. Jean Paul gibi bir Polonyalı idi.
 
Evet, Zduńska Wola’da, Polonya’nın göbeğinde bir şehirde, 8 Ocak 1894’te doğdu. Yoksul ama dindar bir aileden geliyordu. İki kardeşi vardı: Franciszek ve Józef. O ise ikinciydi ve Rajmund adıyla vaftiz edildi.
 
Yoksulluk nedeniyle Kolbe ailesinden yalnızca ilk çocuk ilkokula gidebildi. Rajmund ise bir pederin yardımıyla okuma ve yazmayı öğrenmişti. Ama onun zekası öylesine hayret vericiydi ki kasabanın eczacısı ona özel ders vermeyi teklif etti. Bu dersler onun için çok değerli olacaktı.
 
Hangi yaşta Rajmund hayatını Allah’a adamaya karar verdi?
 
Ukranya’da Leopoli’deki Fransisken ruhban okuluna 13 yaşındayken giriş yaptı. Ebeveynleri bu seçimden dolayı memnundular, çünkü oturdukları yerde Marksist ideoloji ağırlıklı eğitimler alınıyordu ve bu sayede oğullarına Hristiyan bir eğitimi ve hedefi verebileceklerdi. O kolejde, zaman geçtikte Rajmund’da dini hayat çağrısı olgunlaşmaya başlamıştı.

1910 yılında, kendisi 16 yaşındayken Fransisken cübbesini giydi. Fransisken geleneğine göre, sivil hayatta çağrıldığı adından vazgeçecekti, bu şekilde Maksimilyan adını aldı.
 
Fakat sonraki yıllarda, bir yoldan çıkma dönemi, çağrısında belirli bir kriz yaşamaya başladı. Cömert, heyecanlı, büyük idealler için eyleme geçmeye hazır bir karaktere sahipti. Yüreğinde, o zamanın tüm diğer genç Polonyalıları gibi, zor siyasi bir dönemden geçen vatanı için büyük bir sevgi besliyordu.
 
İleride ruhsal bir “Askeri güç” kurucusu olarak Meryem’e adanmış bir Cemiyet kuracak olan birinin, vatanını savunmak isteyen bir “Askeri ordu” nezdinde savaşma hayalinin olması anlaşılırdır. Fakat dini bir hayatın seçiminin, vatana olan haklı sevgisinden oldukça daha büyük bir sevgiye tekabül etmesinin bilinciyle yaşadığı bu kriz geçici ve aşılan bir durumdu.
 
Ruhban okulundaki eğitimi süresince, öğretmenleri ve onun okul arkadaşları tarafından bir dahi olarak görüldüğü doğru mudur?
 
İlk sıralarda yer alan entelektüel yetenekler sergiliyordu. Matematiği özellikle seviyor ve tercih ediyordu. Onun okul arkadaşları da, onun sık sık projelerden, uzaya uçuşlardan bahsederek hayal kurduğunu hatırlıyorlardı.
 
Ölümünden sonra, gençlik defterlerinin arasında, ileride olası bir aya yolculuk için kendisinin fikir edindiği ve projelendirdiği özel bir taşıt resmi bulundu. Bu çizimler alanda uzman olan kişiler tarafından incelendi ve onların dediğine göre, bu genç, gerçekten dahiyane sezgilere sahip biriydi.
 
Peder olarak kutsanmasından önce, onun üstleri, onun üstün zekasını göz önünde bulundurarak, Gregoryen Üniversitesi’nden felsefe dalında ve Seraphicum’dan ise teoloji dalında mezun olacağı Roma’ya altı yıllık bir eğitim için gönderdiler.
 
Halihazırda tüm dünyada yayılmış Meryem’e adanan bir hareket olarak “Lekesiz Meryem Cemiyeti”ni kurması Roma’da kaldığı esnada mı gerçekleşti?
 
“Cemiyet”in kuruluşu 1917’ye dayanır. Bir gün Maksimilyan, Masonların bir gösterisine şahit oldu. Fanatik bir grup, Aziz Petrus Meydanı’na gelerek, ayakları altında Şeytan resmi bulunan Başmelek Mikael’in bulunduğu ve üzerinde, “Şeytan Vatikan’ı yönetecek ve Papa da İsvirçre nobetçileri gibi ona hizmet edecek” şeklinde yazan bir bayrak sallayarak Papa’nın pencerelerinin altında durdular.
 
Kolbe bu durumdan çok etkilendi ve Hristiyanlar gölgede kalırken, neden Masonluğun bu kadar kötü davranışlar sergilediğini sordu. Bundan bazı kardeşlerine bahsetti ve bu şekilde Cemiyet (Militia=Askeri güç) fikri doğmuş oldu.
 
Yani Allah’ın düşmanlarıyla ve Gerçek eşliğinde mücadele etmek için bir çeşit silahlanmaya çağrı. Fakat savaş, bölünme, ayırım olarak anlaşılan bir çatışmadan ziyade, Gerçeğin ve kardeşlere ve hatta İncil’in öğrettiği üzere düşmanlara olan “sevgi”nin tanıklığından yapılan barışçıl bir mücadele.
 
Dolayısıyla Militia, ortaçağın şövalye ruhuna göre, Aziz Fransua’yı da kapsamalıydı. Üstleri Maksimilyan’ın projesini, hiç kuşkusuz iyilik yapacak dahiyane ve uygulanır bir sezgi olarak gördüler ve ona destek verdiler.
 
Hareket’in temel fikri nedir?
 
“Tövbe.” P. Maksimilyan sık sık, hareketin “askeri”nin yapması gereken ilk şeyin kendisinin tövbeyi düşünmesi olduğunu söylüyordu, çünkü kendinden başlanmazsa, başkaları da değiştirilemez. İkinci olarak da, asker, yakınını Allah’ın sevgisine döndürmeye çalışmakta gayret etmelidir. Dolayısıyla kendi kendinden başlayan ve müjdelemeye kadar genişleyen bir yürüyüş.
 
Bu ulvi amaçtan hareketle Peder Maksimilyan, faaliyetlerinde bir dev haline geldi; tüm mümkün araçları, hatta öncü sayılabilecekleri kendi fikirlerini yaymak için kullandı. Örneğin, matbaayı kullanması bunun bir haberci işaretidir. Bu aracın, uzak kitlelere ulaşmada en etkin ve en hızlı şekli olduğunu anlamıştı.
 
Zaten 1921 yılında kurduğu “Lekesiz Meryem’in şövalyesi” bülteni, kısa sürede çok engin bir yayılım kazandı. Ayrıca Polonya’da, bülteni hazırlayıp onu yayma vermek üzere baskıya geçirmek, çeşitli dillerde versiyonlar gerçekleştirip onları yollamak ve okuyucularla iletişim halinde olmak üzere kendilerini adayan insanlardan oluşan bir harekat merkezi olarak “Lekesiz Meryem Kenti”ni kurdu. Burası, matbaa aracılığıyla dünyanın her yanın yayılmış geniş bir halk kitlesine ulaşmayı hedefleyen ve yaklaşık bin kadar rahibin yaşadığı bir manastır kentiydi. Hatta bir noktada gazete, o zamanlar için çok yüksek bir tiraj sayısı olan iki milyon nüshaya ulaşmıştı.”
 
Çok faal bir insandı…
 
Kendisi özellikle de çok dua eden biriydi. Dualarında sezgilerini olgunlaştırıyordu. Her şeyi içinde açıklığa kavuşturduktan sonra da, eylemi ani ve durdurulamaz oluyordu. Sağlık durumu çok iyi olmamasına rağmen, hasta iken de çok zorlu yolculuklarla yüzleşiyordu. Öyle ki bu ulvi amacını Çin’e, Hindistan’a ve ikinci bir “Lekesiz Meryem Kenti” kurduğu ve hala bugün tamamen faal olan Japonya’ya taşıdı.
 
“Lekesiz Meryem Cemiyeti”nin halihazırdaki durumu nedir?
 
Zaman değişti ve Cemiyet de dış görünüşünde birçok yönüyle güncellendir, ancak ruhunu ve Peder Kolbe’nin teşvik ettiği ulvi amacı muhafaza etmeye devam etti. Ben Cemiyet’in uluslararası sorumlusuyum ve durumunun oldukça net bir bilgisine sahip olma imkanındayım. Diyebilirim ki Cemiyet gerçekten tüm dünyaya yayılmış durumda. Fransisken Rahipleri’nin faaliyet göstermediği yerlerde bile mevcuttur.
 
Cemiyet’e bağlı birçok grup, yerel mahalli kilise pederleri veya hatta laikler tarafından kurulmaktadır. Özellikle Güney Amerika, A.B.D, Kanada, Filipinler, Endonezya ve Hindistan’da çok faal. Ayrıca Avrupa’da, doğal olarak Polonya’da, Romanya, Fransa, Lüksemburg, İtalya ve başta Kenya ve Zambiya olmak üzere birçok Afrika ülkelerinde varlığını sürdürür.
 
Özellikle üçüncü dünya ülkelerinde, Peder Kolbe’nin adını taşıyan ve onun hareketinin idealini aktaran radyo yayın istasyonları çokçadır. Lekesiz Meryem Cemiyeti’ne kayıtlı olanların kesin bir sayısını vermek imkansız olsa da, diyebilirim ki birkaç milyon insandan oluşan bir ordudan bahsedilebilir.
 
14 Ağustos günü Maksimilyan Kolbe’nin 75. ölüm yıldönümü hatırlanıyor: O gün ne oldu?
 
 
1 Eylül 1939 tarihinde, Naziler Polonya’yı işgal ettiler ve İkinci Dünya Savaşı başladı. Tüm din adamlarını tutukladılar ve “Lekesiz Meryem Kenti”ni kapattılar, ama üç ay sonra hiç beklenmedik şekilde rahipler serbest bırakıldı. Sayısız tehlikelere maruz kalmalarına rağmen faaliyetlerini yeniden ele aldılar. Almanlar, Peder Kolbe’nin popülerliğini hazmedemiyorlardı. Ona birçok defa, vatandaşlığının değiştirerek Alman vatandaşlığına geçmesini teklif etseler de o her zaman reddediyordu.
 
1941 yılı Şubat ayında onu yeniden tutukladılar. 29 Mayıs günü kötü ün salmış Auschwitz soykırım kampına naklettiler. Temmuz sonunda ise, tarlaları ekmekle sorumlu olan tutukluların yaşadığı 14. Bloğa götürüldü. Onlardan biri, kaçmayı başardı ve kampın acımasız bir yasasına göre, on tutuklu “açlık sığınağı”na, yani ölüme kadar aç ve susuz kalma cezasına çarptırıldılar. Onlar arasında, bir aile babası olan Franciszek Gajowniczek de vardı.
 
O, cezaya seçildiği anda, kendisini evde bekleyen bir ailesinin olduğunu söyleyerek gözyaşlarına boğulmuştu. Peder Kolbe de tutukluların sırasından çıktı ve onun yerine ölme üzere kendisini gösterdi. Değiş-tokuş kabul edildi ve on kişi o açlık sığınağına kapatıldılar.
 
Başlangıçta umutsuzluğa kapılmışlardı, ama Peder Kolbe zaman geçtikçe onların bu umutsuzluğunu iman dolu bir teslimiyete çevirdi. Diğer tutukluların tanıklık ettiği üzere, gece sessizliğinde, sığınaktan yükselen ilahileri ve duaları işitiyorlardı.
 
Geceden geceye sesler hep daha zayıf oluyordu ve iki hafta sonra artık bir şey duyulamaz oldu. Nöbetçiler 14 Ağustos’ta sığınağa girdiler. Onlardan dört tutuklu hala yaşıyordu, aralarında Peder Kolbe de vardı.
Onları siyanür iğnesiyle öldürdüler. Ertesi gün, Meryemana’nın Göğe Alınışı Bayramı’nda, bedenleri fırına atılarak yakıldı ve külleri dağılarak kayboldu.
 
 
Renzo Allegri
 
28 Temmuz 2016
Dünya Gençlik Günü
 
Kaynak: https://it.zenit.org/articles/papa-francesco-nel-luogo-di-martirio-di-padre-kolbe/
 

 
 

 Üst sayfa