ŞEHİT MAKSİMİLYAN KOLBE VE TİNSELLEŞMİŞ SEVGİ YOLU

Peder Maksimilyan Maria Kolbe’nin şehitliğinin 75. Yıldönümünde, “San Bonaventura” Papalık Teoloji Fakültesi bünyesindeki Kolbe Enstitüsü, kan kurbanının değeri üzerinde düşüncelerini açıkladı.
 
Şehitlik doğaçlama gelmez! O, en uç sonuçlara kadar kendi tanıklığını sunmaya olan bir Allah’çağrısından doğan, belirgin bir iman yolunun ürünüdür. Auschwitz’de şehit edilmiş, Polonyalı Fransisken Kardeş Maksimilyan Kolbe’nin tecrübesinde ortaya çıkan tam da budur. Korkunç ölüm hücresinde kalırken, bir aile babasının yerine geçerek ölmeye gitmesi davranışı, tüm Kilise’de ve dünyada böyle bir figürün çok tanınmasına neden oldu.
 
Bize göre Kolbe’nin sunusunun tanıklığında “dalgalanan” iki boyut çağrıya olan sadakati ve şehitlikte ruhsal bir öğretmen olarak kendini adaması ve bunda güçlenmesi yeteneğidir. Kolbe’nin düzenli davranışı, her türlü karşıt durumu kabul ederek, her olay için kendi kutsallaşmasına ve En Yücelerde Olan’ın tasarısını tamamına erdirmesine bağlı bir değer vermek üzere ilahi iradeyi yerine getirmesidir.
 
Buradan da Polonyalı şehidin, her acılı olayı Fransiskenliğe, peder yaşamına ve şehitliğe çağrısının hedefinde kabul etmesindeki dayanıklılığında doğar. Her ne olursa olsun, Allah tarafından kendisine bahşedilen, her pahasına yerine getirmeye çalıştığı çağrısının bir ifadesi olarak, ilahi armağanları en üst derecede değerlendirmekten geri kalmamıştır.
 
Kendisini adaması ile ilgili olarak da, bu bakış açısında Meryem kültünü değerlendirmeye teşvik ettiği söylenmelidir. Sayısız denenme anlarında Aziz, Lekesiz Meryem aracılığıyla, bu anları kendi içselliğinin ve müjdeci görevinin büyümesine katkı sağlayan anlar şekilde kılmak üzere bir kilit taşı olarak, kendisini Allah’a emanet etmekte bulur. Hastalıkta, zulümlerde ve toplama kampında, Şehit Fransisken, Meryemana tarafından yönlendirilmenin huzurlu erdeminde güç ve cesaret bulduğunu kanıtlamıştır: Bu ise onun her türlü zorluğu aşmasını ve devamlı gelişen bir iç değişime ulaşmasını sağlamıştır.
 
Bu rahip, Rab’den kendisine emanet edilen müjdeci projeye öylesine dalmış ve Lekesiz Meryem’in devamlı şefaatine öylesine inanmıştır ki, fiziksel belirgin sorunlar karşısında bile cesaretsizliğe kapılmamıştır: Bu engellere rağmen, Allah’ın ona bahşettiği güç, her türlü zorluğun üstesinden gelmesinde ona destek olacağını bilmiştir.
 
Peder Kolbe bugün de cesaretsizliği başarı ile aşmada, iman yolunda ve müjdeci görev yolunda sebat etmede imanlının yüzleşmesine yardım etmektedir. Her çağrı ve onu verimli bir şekilde tamamına erdirmenin gücü de dahil, Allah’tan gelmektedir.
 
Öyle ki 1922 yılında, Krakow’da, Lekesiz Meryem’in Şövalyesi dergisinin ilk sayısının baskısı için finansman zorluğunun özellikle bir safhaya ulaştığında, Allah’ın Annesi’ne dua etmesinden sonra; Meryem’e adanmış kilisenin sunağının üzerinde tam da bu ihtiyacı karşılayacak, içinde bir miktar para dolu bir zarf bulmuştur.
 
Aziz’in her keder durumunda tekrarlandığı ve sayede kendi kişisel haçını huzur içinde taşıyabildiği, kendini adama mucizesidir. Tutuklanmasına yakın bir zamanda da, Polonya’da Lekesiz Meryem Kenti’nde bulunduğu zamanlarda, Nazi zulümleri dönemiyle yüzleşmek için kardeşlerine dinginliği sağlatmış ve kaçınılmaz huzuru onlarda yaymıştır. Kendisi, tutuklanıp sürgün edileceği tehlikesinin bilincinde olsa da, yine de diğer kardeşlere çokça cesaret aktararak, Lekesiz Meryem’in himayesine güvenmeye devam etmiştir.
 
Bu aynı etkin durum, yalnızca kendisini adama gücü sayesinde, Polonya’da iken Lekesiz Meryem Kenti’nin doğacağı yeri hediye olarak almasında da gerçekleşecektir. Toprak sahibi Kont Drucki-Lubecki, Aziz’in bu basitliğinden ve sınırsız adanmasından hayran kalarak, birkaç başlangıç tereddütlerinden sonra; gerçekleşmesi hayal bile edilemez böylesine büyük bir mucizenin ve bu derece bir ilahi inayetin karşısında tüm kardeşlerin şaşkınlıkları arasında, Kolbe’nin müjdeci büyük eseri için ilgili yeri hibe etmiştir. Böylesine inanılmaz bir durum karşısında şaşkın olmamış gibi duran yalnızca Maksimilyan olmuştur.
 
Güven; her koşulda kendisini belli eden bir gücün temelindedir. Kendisi memnuniyetle kendinden vazgeçmeyi bilmiş, insanların gözlemlerini ve taleplerini göz önünde bulundurmamıştır. Zorluklar onu endişelendirmemiştir, zira Bakire Meryem’in, anaç desteğini asla eksik etmeyeceğini bilmekte ve Rabbin lütfunun ona zorluklarda yardım edeceğinden emindir. Öyle ki bir rahip kardeşi ondan bahsederken, “Oluşan herhangi bir zorluk karşısında kendisini geri çekmiyordu, zira Lekesiz Meryem’in müdahalesine güvenerek istikrarlı bir şekilde ilerliyordu.” şeklinde konuşmuştur.
 
Yalnız olmadığının, nitekim her zaman ilahi sevgi ile desteklendiğinin bilincinde olması, katlanma ve içsel gücün erdemleri sayesinde imanına kudretle tanıklık etmesini sağlamıştır; bu özellikleri de onun muhataplarını kendine cezp etmiştir.
Böyle bir davranışın, bugünün imanlıları için de söyleyecek çok sözü vardır; çünkü böyle bir adanma, havariselliğin büyük zirvesine ve özellikle acılı olayların kabulüne doğru emin adımlarla ilerlemede teşvik edebilir.
 
Kendini emanet etmek, cesareti besler. Aziz Maksimilyan da bunu kanıtlamıştır. Bu da her türlü sınanmayı aşarak, İncil’in vaazında hep yeni yollar önermenin kararlılığı şeklinde anlaşılmalıdır. Gerçek bir yenilikçidir!
 
Bunun kanıtı, onun havarisel seçimlerine koyduğu yeniliklerden gözlemlenir: Örneğin, matbaanın, radyonun, televizyonun aktif kullanılması. Zahmetli ülkelerde, güçlü bir inkültürasyon seçimiyle, yerlerin ve karşılaştığı insanların farklılıklarına olan açık görüşlülükle yeni misyon yerleri kurması cesaret unsurudur.
 
Auschwitz toplama kampında, tüm sadakatiyle Rabbin Sözü’nü yaşayarak İncil’i izlemesi cesaretinin kanıtıdır ki, böyle bir davranış çok canlı bir Hristiyan tanıklığını oluşturur.
Kendisi biralevli ve kahramanca sevgiden hareket etmekle; tutukluların ve askerlerin huzurunda, özel bir ifadeyle durarak, bugün de özellikle yeni nesiller için bir ilham kaynağı şeklinde davranma örneğidir.
 
Bütün bunlar, eğer fiziksel ve ortamsal ağır koşulları düşünürsek gerçek ve tam manasıyla bir mucizeyi oluşturur. Ayrıca nerdeyse bin ile ölçülen bir topluluğu yönetmek için, nezdinde Kolbe’nin her bir farklı kimliği uyum içinde tutmayı ve yetenekler meselinin ruhunda değerlendirmeyi bildiği Meryem Kenti’ni olağanüstü organize etme cesareti gerektirdiğini de vurgulamak gerekir. Nitekim sakin, yapıcı ve anlayış yüklü bir diyalog aracılığıyla herkesin ihtiyaçlarına dikkatli olmayı başarmıştır.
 
Aziz Maksimilyan’ın ruhsal tecrübesinde, kendisini Lekesiz Meryem’in ellerine koymasının devamlılığı ve inanmışlığının en anlamlı ve belirgin meyvesi, ölümle nasıl yüzleşeceğiyle diğer dokuz tutuklu ile birlikte kaldığı, açlık ve susuzluk cezasına çarptırıldığı sığınakta onların içine yaydığı huzur ile temsil edilmiştir. Bu konuda, bir tanığın anlattığı üzere, umutsuzluğa boğulan o hücrede her zaman Meryem’e söyledikleri ilahiler duyuluyordu.
 
Nöbetçiler de şaşkınlık içinde kalmışlardır; çünkü o yerden genellikle yalvarışlar ve küfürler duyulmaktadır. Hapsinden ve açlık cezasından çok günler sonra da Maksimilyan hayatta kalayı başarmış; öyle ki yaşamını sonlandırmak için ölümcül bir iğne yapılması gerekmiştir.
 
İnfazına şahit olanlar, onun huzurlu yüzünün, hayranlık içinde bıraktığının ve katillerini şaşkınlığa boğduğunun tanıklığını yapmışlardır. Kendisi de gözlerini kapamadan önce, artık her zaman emanet ettiği yüreğinin anahtarı olmuş göksel Annesi’nin kollarına kendisini bırakmıştır.
 
Sevginin zaferidir bu! Gerçek ve tam anlamıyla bir mucize söz konusudur, çünkü Polonyalı rahibin cömert, barışçıl ve örnek verici kurbanı, korkunç bir yerde, nefretin ve kötülüğün olağan bir şekilde var edildiği topraklarda gerçekleşmiştir.
 
Bu sevgi mucizesi, imanlının kendisini Meryem’in örneğine, himayesine ve iyiliğine bırakarak yönlendirilmesinde mümkündür. Bu türden kahramanca eylemlere götüren şey, gündelik olarak Allah’ın Annesi’nin rehberliğine kendini emanet etmesidir. Maksimilyan, gündelik kurbanını, onu kardeşleriyle birlikte hep daha fazla mükemmel kılan, Lekesiz’in elerli aracılığıyla Allah’a kendini bahşetmesindeki olağan bir şehitlik ifadesine çevirmiştir.
 
Son olarak Kolbe, kendisini şehitlik okulunun “kurucusu” ve öğretmeni olarak doğrulamıştır. Hatırlayalım ki Auschwitz’in Polonyalı şehitlerinin arasında, azizin yoldaşları olan dört rahip daha anılmaktadır i hepsi Lekesiz Meryem Kenti’ndeki yolculuk arkadaşlarıdır: Kardeş Antonin Bajewski (1915-1941), Kardeş Pius Bartosik (1909 -1941), Kardeş Tymoteusz Trojanowski (1908 -1942) ve Kardeş BonifacyŻukowski (1913-1942).
 
Onlar da Allah’a güvenmenin kayda değer bir yeteneğiyle ve Lekesiz Meryem’e olan adanmalarıyla, saygıdeğer kardeşleri Kolbe’nin tecrübe ettiklerini ve öğrettiklerini kabul ederek, onun okulunda yetişenlerdir. Ayrıca Kilise, yakın bir zamanda, çağrıları Aziz Maksimilyan’ın şehitliğinin örneğiyle doğan Fransiskenlik hayatına adanmaya, Peru’da şehit düşen Polonyalı iki rahibi kutlu ilan etmiştir: Sendero Luminoso devrimci grup tarafından öldürülmüş ve geçen 5 Aralık’ta kutlu ilan edilmiş Miguel Tomaszek (1960-1991) ve Zbigniew Strzalkowski (1958-1991).
 
Bu Fransisken rahiplerinin tanıklığı, kökünü Kolbe’nin örneğinden almaktadır; bu nedenle kendisi, onun tarafından kurulmuş bir şehit okulunun öğretmeni olarak doğru bir unvanla değerlendirilebilir.
 
 
Raffaele Di Muro
8 Mayıs 2016
 
Kaynak: https://it.zenit.org/articles/il-martirio-di-massimiliano-kolbe-apoteosi-di-un-cammino-di-carita/
 

 
 

 Üst sayfa