KEŞİŞLİK DUALARI: İSA DUASI ve UYGULAMASI

Ey Rab, Mesih İsa, Diri Allah'ın Oğlu ve Kelamı; sen ki onlardan ilk ben olduğum günahkarları kurtarmak için dünyaya geldin, Çok Azize Anne'n, Azizlerin ve tüm keşişlerin dualarının şefaati sayesinde; sen nasıl istersen ve nasıl bilirsen, öyle ben günahkara ve sefile merhamet et.
 
Sana yakarıyorum; bana merhamet et, ey Mesih. Kelimelerle, eylemlerle ve düşüncelerle, doğumumdan şu ana kadar işlemiş olduğum tüm günahlarımı unut. Tüm hatalarımı ve ihmallerimi, cahilliğimi ve gençlik tecrübesizliğimi unut.
 
Ey Rabbim Mesih İsa: Hatalardan, Kötü'nün her türlü etkisinden, tutkularımdan ve zayıflıklarımdan ben koruman için sana yalvarıyorum. Tekrar günah işlememem için bana güç ve istek bahşet. Sinsi düşüncelerden, boş şeylere olan sevgiden, fuzuli konuşmalardan ve başkalarının sansüründen beni koru. Ruhumun gözlerini aç ve aklımın karanlıklarını aydınlat.
 
Ey Rabbim ve hayatımın Başı, isteyeyim ya da istemeyeyim beni kurtar. Sana yakarıyorum, cehennemde ceza çekmeme müsaade etme. Korku verici görüntüden ve iyi olan her şeyden nefret eden Düşman'ın korkunç pençesinden beni kurtar. Mesih'im; Sen'den, kutsamalarından ve ruhumun dinlendiği ve tam bir şekilde sevindiği aydınlatmandan asla uzaklaşmak istemiyorum.
 
Ey Rabbim, bana pişmanlığı bahşet. Ruhsal iyi bir durumda olduğum zaman, beni kendi yanına çağır ki böylece senin o dille anlatılmaz Nurun ve senim ebedi armağanlarından dolayı sevinebileyim. Merhametin ve iyiliğin sayesinde, Cennet'te son yeri bana bahşet.
 
Ey Rabbim; hatamı ortadan kaldır ve ben günahkarı affet. Hükümranlığında, ey Rab, beni de hatırla. Ey Mesih'im, benim için lütuf sağla, haçımı hafiflet, onu cesaret ve sabırla taşıma gücünü bana ver. Mahvolma yollarında kaybolmama izin verme; Allahsızların acısından beni uzak tut, imansızlardan ve boş kelimelerden etkilenmeme beni terk etme.
 
Bana merhamet et, ey Mesih, Kurtarıcı ve Bağışlayıcı, beni asla terk etme. Bana güçlü bir iman, saf dua, alçak gönüllülük ve iyiyi seçme, ihtiyat, iffet, bilgelik, acıma, vicdan azabı, Emirlerini ve başkalarına karşı sevgiyi kaybetmem için ilahi gayret ver. Beni aydınlat ki böylece kendi hatalarımı kabul edebileyim; günahlarım yüzünden ağlamam için bana gözyaşı ver. Bana ruhsal ve fiziksel cesaret ve de dayanma gücü ver. Bana cesaret, umut, iyimserlik, bilgi, düzeltme yeteneği ve kendime güven ver. Lütuf ve Kutsamalarla beni doldur.
 
Senin yardımın aracılığıyla, beni Senin kulun, bu günlerden Sana layık ve faydalı hizmetkar kıl. Birçok kardeşin kurtuluşu için beni kullan. Bana inayet sağlaması ve beni doğru bir şekilde düzeltmesi için Ruhsal Üstat'ımı aydınlat. Yaşamım boyunca iman dolu insanlar ve ruhsal iyi arkadaşlarla karşılaşmamı sağla.
 
Ey Rab, Mesih İsa; tüm Ortodoks Hristiyanları'na merhamet et ve onları koru, Ortodoks Kilisesi aracılığıyla tüm herkesin ebediyette kurtuluşları için bütün dünyadaki istekli insanları aydınlat. Tüm dünyayı barıştır ve milletleri yönet.
 
Ey Rabbim; kendileri için dua etmemi isteyen tüm herkesi hatırla. Beni seven veya benden nefret eden kim varsa ve bana karşı hataya düşen herkesi kurtuluşa yönelt. Yurdumuzu ve alçak gönüllü ulusları düşmanlardan ve Mesih-karşıtlarından koru. Tüm benim erkek ve kız kardeşlerime, dullara, öksüzlere, gençlere, fakir halka ve tüm o hastalanmış ve yatakta kalmaya mecbur insanlara; kötü ruhlardan rahatsız olmuş her kim varsa ve yeryüzünün tüm ezilmişlerine lütuflarını bahşet.
 
Ortodoks Pederleri ve Keşişleri aydınlat ve onları takdis et. Başlangıçtan bu güne kadar ölmüş olan tüm Hristiyan Ortodokslara ebedi istirahatı bahşet. Ey Rab, ebeveynlerimin, hocalarımın ve dostlarımın ruhlarını hatırla.
 
Ey Kutsal Ruh; ölçülmez Hazine, her yerde var olan, zayıflıkları iyileştiren ve tam olmayan her şeyi dolduran İlahi Lütuf; ey Yegane İyilik ve tek Yardımcı, gel ve içimde yer alan günahı sil; Lütuf ve kutsamalarla beni zenginleştir ve bugünlerde ihtiyaç olan, benden sana layık bir kul yarat. Ruhumun gözlerini aç, aklımın karanlıklarını aydınlat, ilahi Lütfun ile kalbimi doldur ki böylece ben devamlı olarak imanda sebat edeyim ve ilahi aydınlanma il dolu olayım.
 
Ey benim Mesih'im ve benim Çok Azize Bakire Meryem'im! Bütün yüreğimle size teşekkür ediyorum, çünkü benim ruhumu sevindirecek kadar beni kurtuluş yoluna götürdünüz. Bana vermiş olduğunuz, tanıdığım veya benim tarafımdan tanınmayan o tüm nimetler için size minnettarım. Ayrıca sana teşekkür ediyorum, ey Mesih, çünkü ruhumun iyiliği için tüm zorluklar için benim acı çekmemde bana izin verdin.
 
Tüm bu nedenler için, Senin Kutsal Adın yüceltilebilmiş olsun.
Her şeye Kadir Rab, Sana övgüler olsun; Ebedi Kral, Sana övgüler olsun; Çok Kutsal Üçlü-Birlik, Sana övgüler olsun.
 
 
Peder Maximos. Karyesli (Yunanistan) Aziz Nikola Manastırı.
...................................................................................................................................................................
 
Aziz Efrem'in Duası
 
Her bir dua isteğinde, büyük bir yere kapanma gerçekleştirilir.
Rab ve hayatımın Hükümdarı; bana tembellik, merak, hükmetme sevgisi ve boş konuşma ruhu verme.
Ama bu kuluna bir bilgelik, alçak gönüllülük, sabır ve sevgi ruhu bahşet.
Evet, Rab ve Kralım; hatalarımı görmemi ve kardeşimi yargılamamamı sağla, çünkü sen asırlar boyunca kutsalsın. Âmin.
 
12 defa yere kapanarak her defasında aşağıdaki kelimeler söylenir:
Allah'ım, ben günahkara iyilikle bak ve bana merhamet et.
 
Son büyük bir yere kapanma ile şöyle sonlandırılır:
Evet, Rab ve Kralım; hatalarımı görmemi ve kardeşimi yargılamamamı sağla, çünkü sen asırlar boyunca kutsalsın. Âmin.
 
Kaynak: Litürjik Dua Kitabı.
.................................................................................
 
KALP DUASI
 
İsa Duası şu şekildedir: Κύριε Ιησού Χριστέ, Yιέ Θεού ελέησον με τον αμαρτωλό. Yani: "Rab, Mesih İsa, Allah'ın Oğlu; ben günahkara merhamet et."
Başlangıçta bu dua "günahkar" kelimesi söylenmeksizin telaffuz ediliyordu; daha sonrasında duanın diğer kelimelerine bu kelime de eklendi. Bu kelime, günaha düşmüş olmanın bilincini ve itirafını ifade etmektedir.
 
İSA'NIN ADI
 
Aziz Evagrios şöyle der: "Dua, aklın Allah ile yaptığı bir sohbettir." Mısırlı Aziz Makarios ise: "Sözle ifade edilemez ve açıklanamaz Allah, kendisini alçalttı: İyili aracılığıyla bedenin uzuvlarına bütünü ve kendi yüceliğine kendisi bir sınırlama getirdi; insanlara olan merhameti ve sevgisinde dönüşür ve beden alır, Azizlerle, dindarlarla ve imanlılarla derinlemesine birleşir ve onlarla tek bir Ruh haline gelir."
 
Rab şakirtlerine şöyle diyor: "Baba Oğul'da yüceltilsin diye, benim adımla dilediğiniz her şeyi yapacağım. Benim adımla benden ne dilerseniz yapacağım" (Yu 14:13-14).
 
"Baba Oğul'da yüceltilsin diye, benim adımla dilediğiniz her şeyi yapacağım. Benim adımla benden ne dilerseniz yapacağım" (Yu 16:23-24).
 
"Petrus'la Yuhanna'yı huzurlarına getirtip onlara, 'Siz bunu hangi güçle ya da kimin adına dayanarak yaptınız?' diye sordular. Tanrı'nın ölümden dirilttiği Nasıralı İsa Mesih'in adı sayesinde önünüzde sapasağlam duruyor. (Hav. Eylemleri 4:7-12). "Rabbin adına yakaran herkes kurtulacaktır" (Rom 10:13). "Tanrı O'nu pek çok yükseltti ve O'na her adın üstünde olan adı bağışladı. Öyle ki, İsa'nın adı anıldığında göktekiler, yerdekiler ve yer altındakilerin hepsi diz çöksün" (Flp 2:8-10).
 
İsa Duası aynı zamanda ilahi olan ile insani olanı birleştirir, çünkü içeriğinde ilahi Esinleme mevcuttur.
 
Yeni Antlaşma'da kök bulmuş Kalp Duası, İsihazm adıyla antik Doğu ruhsallığına ait bir "akım" olarak hayat bulmuş bir duadır. Kelimenin menşei Yunancada ησυχία, hesychìa terimidir ki, anlamı: sükunet, esenlik, dinginlik, endişe noksanlığıdır.
 
Bu dinginlik durumu aynı anda iki amaca hizmet etmektedir: ilki, dünyadan vazgeçmeye eğilimli olan ve kendinden öteye gitmeye niyetli kişiye hitap etmeyle ilgilidir; ikincisi ise, amacına kendisine ulaşmaktır, yani içselleşmiş huzura.
 
İsihazm, genel itibarıyla, kesintisiz dua aracılığıyla Allah birleşiminde insanın mükemmellik arayışı içinde olduğu (ilahlaşmak), temelde kontemplatif bir yönün ruhsal bir sistemi olarak tanımlanabilir.
İsihast geleneği, Ortodoks keşişliğinin gerçek kalbi olarak görülebilir.
 
Athos Dağı'nın İviron Manastırı'ndaki bir belgede şu tanımlama yer almaktadır: "İsihast, yalnızca Allah'a konuşan ve hiç kesintisiz dua eden kişidir."
İsihazm'ın tarihi, Mısır ve Gaza çölünün keşişleri sayesinde hayat bulmuştur. Onlardan biri şöyle demiştir: "Küçük ve zayıf olan bizlere, İsa'nın Adı'na sığınmaktan başka yapacak bir şey kalmamıştır." Daha sonraları Aziz Yuhanna Climacus ile Sina Manastırı'nda bu akım daha da güçlenmiş oldu. Genelde isihia sakinlik demektir, ama bazı durumlarda kalbin derin huzurunu da ifade etmek ister.
 
Keşişlik edebiyatında isihia, en az iki anlama sahiptir. Her şeyden önce ruhun bir durumu olarak sakinlik, dinginlik, huzur ve kontemplasyon için kalbe gerekli olan istikrarlı koşul. Aynı zamanda, yalnızlık ve sessizlik olarak iki şekil altında dünyadan kopma anlamını da taşır.
 
Dışsal yalnızlık ve sessizlik aracılığıyla ulaşılmaya götüren içsel huzur, sakinlik, yalnızlık ve sessizlik olarak ifade edilmesinin yanında isihia, ayrıca dua veya kesintisiz dua aracılığıyla kontemplasyonda Allah ile birleşmenin amacına ulaşmak için çok üstün bir araç olarak da kendisini ortaya çıkarır.
 
Bu, gerçek duaya ve otantik kontemplasyona varmanın amacı için sessizlikte ve yalnızlıkta yaşanan üstün bir araç, otantik bir sevgi yürüyüşüdür.
Sonuç olarak isihia, kalbinde kendisini Allah'ın huzuruna koyan kişinin tutumudur.
 
Keşişin ifade etmeye çağrıldığı İsihia teriminin çeşitli yönlerini algılamak açısından, münzevi hayatın babası, Peder Arsenios'un hayatına atıfta bulunabiliriz.
 
İşte, onun isihia uygulamasına çağrılması şöyle anlatılmaktadır:
"Abba Arsenios, henüz kraliyet sarayına ikamet ettiği zamanlarda, Allah'a şua kelimeler eşliğinde dua etti: 'Rabbim, kurtuluşa götüren yolu bana göster.' Sonra bir ses ona yöneldi ve şöyle dedi: 'Arsenius, insanlardan kaç ve böylece kurtulmuş olacaksın'."
 
Aynısı, münzevi olduğunda, yani keşişlik koşullarını yaşarken de oldu; nitekim aynı dua ile Allah'a yönelmiş ve kendisine şöyle diyen bir ses işitmişti: "Arsenios, (dünyadan) kaç, sessizlikte kal ve huzur içinde dinlen (isihia)." İşte, günah işlememe imkanı bu kökenlerden doğmuştur (Arsenios, 1:2).
 
Bu son cümlede yer alan kelimeler, isihaztların çağrısının başlangıcıdır: " Fuge, Tace, Quiesce: Kaç, Sus, Dinlen." Dünyadan kaçış, sessizlik ve içsel huzur, başta münzevi-anakoret için olmak üzere, keşişin yaşam koşulunu biçimlendiren üç tutumdur.
 
Fuge: Yalnızlık olarak isihia
 
Otantik bir keşiş, her şeyden önce yalnızlığı yaşamaya çağrılmıştır. Çöl Babaları, büyük bir ısrarla insanlardan uzaklaşılması gerektiğinin altını çizmektedirler ki bu, onlarla en az seviyede temasta olmanın gerekliliği demektir. Bu bağlamda şöyle anlatılır: "Kutlu Episkopos Theophilos, bir keresinde bir yargıçın eşliğinde Peder Arserios'un yanına gitmiş. Yaşlı'dan bir iki kelime duymasını rica etmiş. Bir anlık sessizlikten sonra, o ise onlara şöyle karşılık vermiş: 'Eğer size bir şeyler dersem onu yerine getirecek misiniz?' O da söz vermiş. O zaman Yaşlı, onlara şöyle demiş: 'Arsenios'un nerede olduğunu bildiğiniz zaman, oraya yaklaşmayın'." (Arsenios, 7).
 
"Peder Markos, Peder Arsenios'a şöyle demiş: 'Neden bizden kaçıyorsun?' Yaşlı ise ona şöyle cevap vermiş: 'Sizi sevdiğimi Allah biliyor. Ama aynı anda hem Allah ile hem de insanlar ile bulunamam. Binlerce olan göksel ordular tek bir iradeye bağlıdırlar, insanlar ise birçoklarına. Bu nedenle, insanların yanına gelmek için Allah'ı bırakamam'." (Arsenios, 13).
 
Dünya ile olan bazı sade temaslar avantajlı bile olabilir. Ancak bu, yalnızca büyük bir ruhsal olgunluğa erişmiş ve Allah tarafından açıkça buyrulmuş o olan keşişler için geçerlidir. Ama genelde bir keşiş, Allah tarafından eğitimini almak ve onun sessiz varlığına alışması için sakinlik, sessizlik ve yalnızlık mekanını garantilemeye çağrılmıştır.
 
Yalnızlık olarak isihia, yalnızca dünyadan kaçma anlamında değil, ayrıca ve aynı zamanda belli bir ıssız yerde belirli bir istikrarı da işaret etmektedir. Bu gereksinim, daha sonraları gelenek haline gelen ünlü bir kelime formülü ile ifade edilmektedir: "Hücrende kal, inziva yerinde bulun, öyle ki orası sana her şeyi öğretecektir" (Moses, 6). "Her şeyi öğretecektir" cümlesi, İsa tarafından Ruh'un geleceğini önceden bildirdiği kelimelerin O'nun ağzından döküldüğü aynı cümledir (bkz. Yu 14:26).
 
Mısırlı Abba [Peder] Makarios, insanlardan kaçmak ile hücrede kalmayı birbirine bağlamaktadır "Peder İşaya, Peder Marakarios'a şöyle sormuş: 'Bana bir tek söz söyle.' Yaşlı ise ona şöyle demiş: 'İnsanlardan kaç!' Peder İşaya ise ona: 'İnsanlardan kaçmak ne anlama geliyor?' Yaşlı ona şöyle cevap vermiş: 'Onun anlamı, hücrende kalman ve günahların için ağlamandır'." (Makarios E., 27).
 
"Abba Aios'a da yönelerek şöyle demiş: 'İnsanlardan kaç, günahların için ağlamak üzere hücrende kal ve insanlarla olan sohbetten hoşnut olma. Bu şekilde kurtulacaksın'." (Makarios E., 41).
 
Nitekim hücre, isihia için en uygun ortamdır; çöldeki Büyük Keşiş Antuan da aynısını söyler: "Nasıl ki kuru toprakta kalan balıklar ölürler, aynı şekilde hücrenin dışında kalarak geri dönmede geciken veya insanlarla muhabbete dalan keşişler de isihia için gerekli gücü yitirirler. Denizde bulunan balıklar gibi, bizler de hücrelerimize döneliyiz ki, böylece dışarda geç kalarak, içimizi korumayı unutma durumu meydana gelmesin" (Antuan, 10).
 
Yalnızlık ayrıca, bir yerden başka bir yere yapılan devamlı hacılık tutumunda da ifade edilebilir. Öyle ki her yer keşiş için yabancı olmalıdır. Böyle bir yabancıllık (Yun. xenitèia), dünyevi şeylerden gönüllü uzaklaşarak bir nevi sürgün durumunu belirtir. Aziz Nilos şöyle yazar: "Büyük mücadelelerin ilki xenitèia, yani bir atlet gibi soyunarak kendi yurdundan, kendi ırkından ve nimetlerinden göç etmeyi kapsar." Bir yerden başka bir yere geçmek, İsa'nın yolunu taklit etmektir. Aşağıdaki hikâyenin gösterdiği üzere:
 
"Peder Agaton hakkında anlatılmaktaydı ki; şakirtleri ile birlikte bir hücre inşa etmesi çok uzun zaman almış. Onu bitirdikleri zaman, orada oturmaya başlamışlar, ama ilk haftadan itibaren, onun hoşuna gitmeyen bir şeyler fark etmeye başlamış ve bu nedenle şakirtlerine şöyle demiş: 'Kalkın, buradan gidelim' (bkz. Yu 1:31). Bu söz üzerine üzülen onlar şöyle karşılık vermişler: 'Eğer aklında buradan hemen gitmek vardı ise, neden bu hücreyi inşa etmek için bu kadar zahmete girdik? Halk yine şaşkına dönecek ve şöyle diyecek: 'İşte, bu kararsızlar; yine başka yere gidiyorlar!' Onların böyle moralsiz oldukların gören o, onlara şöyle demiş: 'Bazıları için bu davranış bir skandal gibi görünse de, bazıları ise bundan terbiye alacaklar ve şöyle diyecekler: Her şeyi küçümseyerek Allah'ın sevgisi uğruna buradan gidenlere ne mutlu. 'Her neyse, kim gelmek isterse gelsin. Ben şimdi buradan ayrılıyorum.' O zaman kendilerini yere atmışlar ve onunla birlikte gelmeye izin vermesini rica etmişler" (Agaton 6; ayrıca bkz. Amoe 5).
 
Bu son özdeyişler, isihianın seyyah yönünün altını çizmeyi sağlarlar. Elbette ki hücre önemlidir, ama bir mal sahibi gibi ruhu gibi onda kalınamaz. Keşiş, bu yeryüzünde bir yabancı olduğunu bilir ve böylece saklanmış şekilde ve bekleyiş içinde yaşayarak, yüce Rabbin nihai gelişini büyük bir canlılıkla ümit ederek, Allah'ın hizmetinden kendisini uzaklaştırabilecek her şeyi terk eder.
 
Dışsal yalnızlık hiç kuşkusuz önemlidir, ama kalbin yalnızlığı ondan daha gereklidir. Burada otantik isihia söz konusudur, başka bir deyişle, münzevilik veya içsel inziva, kalbin keşişliği; İsa Duası'na götürebilecek yegane tutum.
 
Tace: Sessizlik olarak isihia
 
Yalnızlıktaki keşiş, aynı zamanda sessizliği yaşamaya da çağrılmıştır. Arsenios'un duymuş olduğu ses, daha önce belirttiğimiz terimlerde kendisini ifade etmişti: fuge, tace, quiesce.
 
Çöldeki Babalar'ın ifade ettiği sessizlik, haklı olarak denildiği üzere, "her şeyin yerli yerinde olduğu, bin isimden ve bin yüzden oluşan bir sessizlikte; ruh çin değerli bir sessizlik, doğaüstü giden tarafta olan bir sessizlik. Çeşitli özdeyişlerden ortaya çıkar ki, çöldeki Babaların sessizliği, alçak gönüllüğün, kendine susmanın sessizliğidir; bencilliğe, kibre, kendini sevmeye olan kelimeleri kaldıran sessizliktir; komşusunu yargılamayanın, başkaları hakkına konuşmayan veya kötü laf söylemeyenin sessizliği; son olarak da Başkası'na tamamen güvenenin, O'nun ellerine kendisini tamamen teslim etmiş olanın imanının sessizliğidir."
 
Bu büyük sessizliğin bazı ayrıntılarını görelim:
Kesintisiz dua, Hristiyanlığın ilk asırlarında çokça tartışılmış temel pratik problemiydi. Keşişler, diğer tüm Hristiyanlardan daha fazla, Kutsal Yazıların bu buyruğunu yerine getirme zorunluluğuna sahiptiler. Onların sessizliğe olan sevgisi, hiç kuşkusuz kesintisiz duanın formülü, ortamı, diyalektik yapısıdır.
 
Sessizlik, iyilik nedenlerinden dolayı bile olsa, insanın kendi görünür hücresinden asla gitmemesi gerekecek, bir nevi ruhsal hücre ve hareketli bir inziva yeri gibidir. Büyük Poemen şöyle belirtir: "Eğer sen sessizlikte kalırsan, her nerede oturursan otur, her zaman dinlenmeye sahip olacaksın." (Poemen, 84).
 
Konuşma fırsatı doğduğunda bile sessizliği muhafaza etmek, insanlardan gerçek kaçıştır: "Kendi diline hâkim olmak, işte gerçek yabancılık -xenitèia-" der Abba Titoes (veD 84).
 
"Peder Giovanni, Ruh'ta alevli bir insanmış. Biri onu ziyarete gitmiş ve onun yaptığı işleri övmüş: Dua kordonu için çalışıyormuş ve sessizlik içinde kalıyormuş. Ziyaretçi onu ikinci kez konuşturmaya çalışsa da, o sessiz kalmaya devam etmiş. Üçüncü defa aynısı olunca, ziyaretçiye yönelerek:'Sen geldiğinden beri, benden Allah'ı uzaklaştırdın!' demiş" (Giovanni Nano, 32).
 
"Büyük Abba Makarios, Scete'de iken, topluluğu yolladığı zaman şöyle dermiş: 'Kaçınız, kardeşler.' Yaşlılardan biri ona sormuş: 'Bu çölden daha başka öteye nereye gidebiliriz ki?' O ise parmağını ağzının üzerinde tutarak şöyle karşılık vermiş: 'Bundan kaçınız!' Ve hücresine girerek, kapısını kapatıp oturuyormuş (yani isihia pozisyonuna geçiyormuş)" (Makarios E., 16).
 
Çöl Babaları'nın davet ettiği sessizlik, aynı zamanda bir tanıklıktır. Onların tecrübelerine göre, dille değil eylemlerle konuşmak gerekir. İman yolunun etkin olduğu eylemdir; kelimeler ise sık sık fuzulidir.
 
"Bir kardeş, Peder Sisoes'e sormuş: 'Bana bir söz söyle.' Ona şöyle cevap vermiş: 'Neden beni boş kelimelerle konuşmaya zorluyorsun? İşte, sen de gördüğün şekilde yap'." (Sisoes, 45).
 
"Bir kardeş, Peder Poemen'e sormuş: 'Benimle yaşayan kardeşler var; onlara emir vermemi ister misin?' O yaşlı da, 'Hayır' demiş; 'ilk önce ve her şeyden önce sen kendi işini yap, eğer onlar yaşamak istiyorlarsa kendi kendilerini düşünsünler.' Kardeş ona şöyle demiş: 'Ama onlara emirle hitap etmemi isteyenler onların kendileridir!' O zaman yaşlı ona karşılık vererek: 'Hayır! Sen onlar için bir örnek ol, bir kanun koyucu değil' demiş." (Poemen, 174).
 
Başkeşiş İşaya yine şöyle demiş: "Konuşması gereken senin dilin değil, yaptığın eylemlerindir ve kelimeler de eylemlerinden daha alçak gönüllü olsunlar. Akıl olmadan düşünme ve alçak gönüllülük olmadan öğretme ki toprak senin tohumunu kabul etsin."
 
Çöl Babaları'na göre sessizliğin meyvesi çok çeşitlidir. Sessizlik huzur verir (Poemen, 84); iffeti sağlar (Söylemler V:25); imansızlara karşı bir destektir (Söylemler XI:7); Sessizlik, komşunu yargılamamada, kimseyi mahkum etmemede yardımcı olur, kötü söze karşı çaredir; herkese karşı hoşgörü ve iyilik okuludur (Ammone, 8).
Ancak, böyle bir sessizlik çok cesaret ister. Poemen şöyle belirtir: "İlk kez kaç; ikinci kez de kaç; ama üçüncü kez bir kılıç gibi ol" (Poemen, 140).
 
Quiesce: İçsel huzurda kalmak
 
O halde, somut olarak uygulanan yalnızlık ve sessizlik, çöl Babaları için, bedenin isihiasının temel anıdır, dışsal isihiadır. Dışsal bile olsa, bir sükunet önemlidir: Öyle ki, Makarios'un belirttiği üzere: "İlk önce bedenin isihiasını güvence altına almayan hiç kimse, ruhun isihiasına ulaşamaz."
 
Fakat hiç kuşkusuz içsel isihia, Doğu manastırcılığının ruhsal temel menteşesidir. Keşiş, yalnızlıktan ve kelime yokluğundan, aktif ve yaratıcı derin sessizliğe geçmeye çağrılmıştır. Bu da sükunetten çok daha ötedir. Aksine, "tek mümkün sükunetin arayışı, Mesih huzurudur, kalbin derinliğinde Allah'ın coşkulu esenliğidir."
 
Keşiş, çağrısı gereği yalnızca Allah ile olan birliği yakalamak için kendisini adayandır; bunu da dua aracılığıyla yapar ki, sırasıyla tam bir kopma, mükemmel bir arınma ve ruhsal yürüyüşünü yavaşlatabilecek tüm her şeyden vazgeçmeyi gerektirir.
 
Çöl Babaları, "İsa'nın ilk defa öle giderek inzivaya çekilmesinin ardından bile, birçok kez yalnızlığı aradığını sık sık hatırlatmışlardır. O halde yalnızlık, keşişi, kefaretin gizeminin tam merkezine koymakta, en acı zirveye dokunan Mesih ile bir benzeşmeye girmekte; ama aynı zamanda O'nun kurtuluş eserinin en verimlisi olmaktadır. Bu sayede yalnızlık ve uzun süreli dua, kendinden geçme ile acı arasındaki bağ sağlam bir şekilde güçlenmektedir."
 
Yalnızlığın, sessizliğin ve içsel huzurun Hristiyan arayışı, bencil bir gelişmiş itiş olarak da görünebilir. Ama aslında öyle değildir. "Bütünüyle kendi yeryüzü hayatını tamamen adamak -nitekim Allah her şeyde her şeyi bilir- tam olarak bencilliğin tersidir. Mümkün olacak en cömert şekilde, şehitlikten sonra, sevgi Allah'ının büyük eserine ortak olmaktır.
 
________________________________________
 
İSİHAZT DUASI
 
Aziz Yuhanna Climacus
 
Hiçbir kuşku yok ki, metotlardan en çok tavsiye edilenler arasında ilk sırayı, Yuhanna Climacus'unki meşgul eder. Nitekim bu metot, özellikle pratiktir ve hiçbir surette bir tehlike arz etmez: Gerekli ve hatta duanın etkinliği için olmazsa olmazı; dindarlık içinde yaşayan ve kurtuluşu arayan tüm Hristiyanların elinin altındadır; bunlar ister keşiş ister laik olsunlar. Keşişlerin büyük rehberi olan Yuhanna Climacus, yerden göğe doğru yönlendiren Skalasının üzerinde iki noktalı bir metottan bahsetmektedir: Konusu itaat olan basamak ve dua merkezli basamak.
 
Kurallara dayalı müşterek yaşayan anlamında "Kenobitik" keşişlerin itaati ile alakalı öğretiye adanan bölümde ilk metodu sunuyor olmuş olması, açık bir şekilde onun keşişler için de hitap ettiğini gösterir. Bu metodun sunulması sonrasında, isihaztlarla ilgili olan öğretilerden sonra duaya adanan uzun bölüm boyunca da ele alınmaktadır; dolayısıyla, ruhsal yolda en ilerlemiş olan o keşişlere de yönelmektedir. Tekrar edelim ki, onun en büyük fazileti, her türlü tehlikeden kaçınarak en dolu memnuniyeti vermesinde yatmaktadır.
 
- "Düşünceni kelimelere hapset."
Dua basamağı hakkında Yuhanna Climacus şöyle der: "Düşünceni duaya yönlendirmeye gayret et veya tam olarak onda hapsetmeye çalış."
Eğer yetişmemişlik derecesinde olduğu görülürse, düşüncen etkisiz kalacak ve dağılacaktır, bu durumda onu geri kazan. Akıl istikrarsızlığa yatkındır. Ama tüm her şeyi bir düzen içinde koyan kişi, ona istikrar sağlayabilir. Eğer sen bu icraatta sebat eder ve onu devamlı olarak muhafaza edersen, denizinin içine bir sınırlama getiren o, gelecek ve duan esnasında ona şöyle diyecek:'Buraya kadar gelip öteye geçmeyeceksin' (Eyüp 38:11). Ruhu bağlamak mümkün değildir, ama bu ruhun yaratanının bulunduğu yerde, her şey O'nun emri altına girer."
 
Duanın başlangıç aşaması, yine dua aracılığıyla, dalgınlık düşüncelerinin başlamasından önce onları geri çevirmekten geçer; orta aşaması ise, aklın yalnızca sözlü olarak veya akıldan telaffuz edilen kelimelerde kaldığı andır; son olarak, onun taçlanma zamanı ise, aklın Allah'a doğru kendisinden geçmesidir.
 
İtaat basamağı hakkında, Yuhanna şöyle belirtir: "Sürekli olarak düşüncenle mücadele et ve uçmaya kalkıştığının her defasında onu geri getirt. Allah, dalgınlıklardan tamamen özgür kılınmış bir duayı çömezlerden beklemez; soyulduysan kederlenme, zira diren ve sürekli olarak aklının kendine doğru dönmesini sağla."
 
- Dikkatlice dua etmek
Burada sunulan metotta, ister sesli olsun ister akıldan yapılsın, dua ederken onun dikkatlice uygulanmasını kapsar. Dikkatli bir şekilde dua edildiği zaman, kalp bundan yabancı kalamaz, nitekim Münzevi Markos'un dediği gibi: "Dikkatinin dağılmadığı şekilde dua eden akıl, kalbi tövbekâr kılar." İşte, bu şekilde, Yuhanna Climacus'un sunduğu metot aracılığıyla dua eden kişi, dudaklarıyla, aklıyla ve kalbiyle dua edecek; bu şekilde ilerleyecek olan kişi zihin duasına ve kalp duasına sahip olacak ve üzerine tanrısal lütfu çekecek; bunu, keşişlerin büyük hocasının kelimelerinden görebiliriz. Arzu edilebilecek bundan daha fazlası ne olabilir? Elbette ki, hiçbir şey!
 
Bu biçimde İsa Duası uygulandığı zaman, hangi bir yanılsamaya düşülebilir? Yalnızca bir şey için riskli olabilir: Kendini dikkatsizliğe sürükletmek. Ama bu da açıkça ortaya çıkan bir kusurdur: Yeni başlayanlar için kaçınılmazdır, ama bu hemen düzeltilmeye götürülebilir, zira düşünceyi duanın kelimelerine geri döndürmek yeterlidir. Son olarak, Allah'ın merhameti ve yardımı sayesinde ve sürekli bir münzevi gayretin bedeliyle tamamen yok edilmiş olabilir.
 
 
- Yuhanna Climacus kalp duasından nasıl bahseder
Bazıları belki de, öylesine saygıdeğer ve zihin duasının oldukça canlı olduğu bir dönemde yaşamış olan bir pederin, kalbin aklı tarafından uygulanmış dua hakkında hiçbir şey söylememiş olmasını sorgulayacaklardır. Evet, ondan bahsetmekte, ama öylesine üstü örtülü şekilde açıklamaktadır ki, yalnızca bu duayı tecrübeleri gereği bilenler ne hakkında bahsedildiğini anlayabilirler. Aziz bu şekilde hareket etti, nitekim tüm kitabının yazılış şekli de o ruhsal bilgelik tarafından yönetildiği gibi olmuştur. Dua hakkındaki sunuşunu yaptıktan sonra, uygulayanları bir lütuf durumuna yönlendirebilecek şekilde mümkün olan en güvenilir öğretide, lütfun, duanın zorluğunu taçlandırmaya kadar gittiği zaman neyin yerine getirileceği üzerinde Climacus kendisini alegorik olarak ifade etmektedir.
 
Şöyle diyor: "Bir şey, kendi kalbine doğru sıklıkla yönelmek.., kalbin katılımı ile dikkatlice dua etmek; diğer bir şey ise, kalbinin tapınağına aklınla inmek ve orada Allah'ın gücü ve lütfunun tam bir mistik duasını sunmaktır: Ancak bu ikincisi, birincisinden başlayarak hareket eder. Dua esnasında aklın dikkati, kalbin katılımını teşvik eder; dikkat arttığı zaman, kalbin akla katılımı, kalbin akıl ile olan bir birliğine dönüşür; son olarak, dikkat ile duanın bir 'bütünleşmesi' meydana gelince, akıl, duanın o çok geniş kutsal hizmetini orada anlamak için kalbe iner.
 
Bütün bunlar, Allah'ın lütfunun yönetimi altında ve O'nun iyiliği ve yargısına göre gerçekleşir. Birinci aşamayı gerçekleştirmeden ikincisini aramak, yalnızca fuzuli olmamakla birlikte, aynı zamanda büyük zararlara da neden olabilir. Böyle bir riskten okuyucuyu korumak için, keşişlerin genel kullanımına amaçlanmış bu kitapta yer alana duanın gizemi, meraka ve ruhun hafifliğine karşı korunur. Zira o kutsal zamanlarda, lütfun bollukla muhafaza edildiği dönemlerde, koşulların gerektirdiği herhangi bir anda onların öğütlerine başvurulabilirdi.
 
- Babaların sembolik dili
Kutlu Giovanni'nin, Scala eserini yazmış olduğu Raito Keşişleri arasında, zihin duası, tecrübeli ruhsal rehberlerin yönetimi altında canlıydı. Aziz yazar, buna yeniden, ama üstü örtülü şekilde "Çoban'a Mektup"ta atıfta bulunmaktadır. İşte, nasıl ifade ediyor: "Her şeyden önce, saygıdeğer peder, bebeklermiş gibi ellerinden tutabilmek için ve Kutsalların Kutsalı'na yönlendirmeyi arzu ettiğimiz insanların düşüncelerinden kalabalığı uzaklaştırabilmek için ruhsal güçlere ihtiyacımız var ve mistik ve gizemli sunakları üzerinde huzur bulan Mesih'i onlara göstermeyi ümit ediyoruz; zira onlar, o yerin bir önceki odasında bulundukları sırada, o zamanlarda kalabalığın onların etrafını sardığını görüyorduk, giriş kapısına ulaşana kadar onlara eşlik ediyoruz. Çok iyi biliyorum ki, oraya genellikle büyük bir akın olur ve her türden karmaşa meydana gelir. İşte bu nedenle birileri şunu önerdi: Allah'ın tapınağına girene kadar benim karşımda duran bu zahmettir (Mez 72:16-17). Fakat zahmet, yalnızca girişe ulaşıncaya kadar sürer.
 
- Suriyeli İshak
"Rabbi kendi içinde görmeyi arzulayan kişi, kesintisiz hatıra ile kendi kalbini arındırmaya gayret eder. Ruhu temiz olan bir adamın ruhsal ülkesi kendi içinde yer alır, orada parlayan güneş Kutsal Üçlü-Birliğin nurudur; orada yaşayanların çektikleri nefes Kutsal Ruh; o ülkenin coşkusu, sevinci Mesih; Nurdan Nur olan da Peder'dir. Bu Yeruşalem'dir; Rabbin bahsettiği içimizde saklı Allah'ın Hükümranlığı budur (bkz. Luk 17:21). O ülke, Allah'ın yüceliğinin bulutudur: Hocalarının Yüzünü görmek ve onun ışığının ışınları ile aklı aydınlatmak için yalnızca kalpte temiz olanlar gireceklerdir."
 
"Sende yer alan hücreye girmeye gayret et ve göksel hücreyi göreceksin. Biri ve diğeri tek bir şeydirler: Her ikisine de nüfuz etmek, tek bir giriş aracılığıyla sağlanır. Gök kubbenin göğünün hükümranlığına götüren merdiven senin içindedir: O gizemli bir şekilde ruhunda bayrak açmıştır. Günahtan uzak bir şekilde kendi derinliğine gir ki böylece göğe çıkmak için basamakları bulacaksın."
 
- Barsanufios
Barsanufios, ruhsal hayatın en üst zirvesine ulaşmış olan ve lütuf tarafından canlandırılan kalp duasının tapınağına ve lütfun yönlendirdiği aşamlara kendi şakirtlerini sokmayı bilmiş bir keşiş olmuştur. Kendi rehberliğinde bulunup takip ettiği bir isihaztına vermiş olduğu öğretileri arasından şimdi bazılarını okuyalım:
"Tek günahsız olan ve O'nda ümit bağlayanları kurtaran Allah; aracılığıyla hayatının her gününde kutsallık ve adaletle, altın, tütsü ve mür olarak ruhsal kurbanların Allah'a sunulduğu, besili buzağın kurban edildiği, lekesiz Kuzu'nun değerli kanının akıtıldığı ve aziz meleklerin o uyumlu ilahilerinin yankılandığı içsel insanın tapınağında ve sunağında O'na hizmet ettiğin sevgiyi güçlü kılsın."
 
"O zaman senin sunağında danalar sunulacak" (bkz. Mez 50:21). O zaman... ne zaman? Bu başkahinin, kanı dökülmeyen kurban sunup onu kabul ederken Rabbimizin geleceği zaman; Güzel Kapı'nın önünde oturan topal adamın, O'nun Adı'na, 'Kalk ve yürü' (Hav Ey 3:6) buyruğunu duymaya layık olduğu zaman.
 
O zaman o yürüyerek, zıplayarak ve Allah'ı yücelterek tapınağa girecek. O zaman ihmalkarlık ve cahillik uykusu sona erecek; o zaman tembellik ve uyuşukluk uyuklaması göz kapaklarından uzaklaşacak; o zaman beş temkinli bakire kandillerini yakacaklar (bkz. Mat 25:3) ve güvey ile birlikte girecekleri düğün odasında sevinecekler ve tek bir sesle hiç endişe duymadan şöyle söyleyecekler: 'Tadın ve görün, Rab ne iyidir: ne mutlu O'na sığınan adama!' (Mez 33:9).
 
O zaman savaşlar, tedirginlikler ve dağlar yok olacak; o zaman Kutsal Üçlük'ün esenliği hüküm sürecek; hazine mühürlenmiş olacak ve güvende tutulacak. Bütün bunları yerine getirebilmen için dua et ve Rabbimiz Mesih'te sevin."
 
 - Nasıl başlamalı
Keşiş ve peder Doroteos, Rus ruhsallığı yazarı ve münzevilik üstadı, İsa Duası'nı öğrenmek için harika bir metot önermiş ve şöyle yazmıştır: "Dudakları ile dua eden, ama ruhunu ihmal eden ve kalbini korumayan, dualarını Allah'a doğru değil, hava boşluğuna göndermiş olur ve boşuna zahmet etmiştir; çünkü Allah, kelimelerin çokluğuna değil, ruha ve gayrete dikkat eder. Azimli bir şekilde dua etmek gerekir: Tüm canla, tüm ruhla, tüm kalple, Allah korkusu içinde ve tüm güçle. Zihin duası, içsel hücreye girmeye izin vermez, ne hayallere ne de kötü düşüncelere yer verir.
 
Zihin ve kalp duasını uygulamayı öğrenmek istiyor musun? Sana onu öğreteceğim. Dostum, iyice dikkat et ve bana itaat et. Başlamak için, duayı sesli olarak söylemen gerek, yani dudaklarınla, dilinle ve sesinle, kendini duyabilesin diye ne kadar güçlü olursa o kadar iyi. Dudaklar, dil ve duyular, sesli söylenen duadan tok olmaya eriştikleri zaman, sesli dua biter ve o bir fısıltıda söylenmeye başlar.
 
Bunun arından, dikkati devamlı olarak boğaz bölgesine odaklamayı öğrenmek gerekir. O zaman bir işaretle, zihin ve kalp duası kendiliğinden ve kesintisiz olarak akmaya başlayacaktır: Kendiliğinden ortaya çıkacak ve her türlü faaliyette ve herhangi bir yerde her an etkin olacaktır."
 
- Sarovlu Seraphim'in öğretisi
Keşiş ve peder Sarovlu Seraphim, Sarov'un "Çölü"nde önceden belirlenen bir geleneğe uygun olarak, yeni başlayan çömeze, hiç kesintisiz şu şekilde dua etmesi talimatını vermiş: Κύριε Ιησού Χριστέ, Yιέ Θεούελέησον με τον αμαρτωλό: "RAB MESİH İSA, ALLAH'IN OĞLU; BEN GÜNAHKARA MERHAMET ET."
 
"Dua esnasında, kendinde mevcut ol, yani aklını toparla ve onu ruhunla birleştir. Başlangıçta, bir veya iki ya da daha fazla gün içinde, bu duayı yalnızca zihinde yap, kelimeleri iyi ayırt et, her bir kelime üzerinde özel bir dikkat göster. Rab lütfunun sıcaklığı ile kalbini ısıtacağı ve senin varlığını tek bir ruhta birleştireceği zaman, bu dua içinde kesintisiz olarak akmaya başlayacak: O her zaman seninle olacak ve sana sevinç ve gıda getirecek.
 
Yeşaya peygamber tarafından telaffuz edilen kelimelerin anlamı budur: 'Seninle olan çiy, onlar için şifadır (bkz. Yşa 26:19). Sus ve devamlı olarak sessizliği muhafaza et; Allah'ın ve O'nun Adı'nın mevcudiyetini her daim anımsa. Sofraya oturduğun zaman kendine dikkat et ve dua ile ruhunu besle."
 
Aktif hayat sürdüren çözmeze bu öğretileri aktardıktan ve ona uygun olacak şekilde duanın uygulamasını öğrettikten sonra, yaşlı, onun daha olgunlaşmaya erişmeden ve pervasız bir şekilde kendisini kontemplatif hayata doğru atmasını yasaklar, çünkü birinci basamağı geçmeden ikincisine geçmek imkansızdır. Aktif hayat, bizlerin günahlı tutkularımızı arındırır, bizler aktif mükemmelliğe kadar yükseltir ve bununla birlikte, kontemplatif hayata götüren yolu bize düzleştirir.
 
Tutkularından arınanlar ve aktif hayatta tam bir eğitim almış olanlar haricindekiler yakınlaşamazlar; nitekim Kutsal Yazıların kelimelerinde görüldüğü üzere: "Ne mutlu yüreği temiz olanlara; onlar Allah'ı görecekler" (Mar 5:8) ve Teolog Gregorius'un yazılarındaki gibi: "Kontemplasyona, yalnızca aktif hayatta mükemmel bir tecrübe elde etmiş olanlar yaklaşabilirler. Acelecilik ve kendi girişimi ile değil; korku ve titreme, alçak gönüllü ve pişman bir kalp ile kontemplatif hayata yakınlaşmak, Kutsal Yazıları uzun uzadıya araştırmak tecrübeli bir rehberin yönetimi altında olmak gerekir.
 
Sinalı Gragorius'un dediğine göre, pervasız ve kibirli insan, kendisini aşan bir ruhsal koşulu aramaya kalkışır ve olgunluğundan önce ona erişmek için gurur yaparak zora koşar. Ve yine, eğer şeytani ve otantik olmayan bir arzu ile esinlenen, daha yüksek bir aşamaya erişme fantezisi ile hayal kuran birisini şeytan ağlarına alacak ve onu kendine köle kılacaktır."
 
- Uyanıklık ve kesintisiz dua
 
Seraphim'in belirttiği gibi, "Yalnızca içsel aktiviteye sahip olan ve kendi ruhu üzerinde uyanık olanlar lütfun armağanlarını elde ederler." Allah'a gerçekten hizmet etmeye karar verenler, Allah'ın hatırasında ve Rab Mesih'e olan kesintisiz duada etkin olmalılar ve ruhta şöyle demeliler: Κύριε Ιησού Χριστέ, υιέ Θεού ελέησον με τον αμαρτωλό: "Rab Mesih İsa, Allah'ın Oğlu; ben günahkara merhamet et."
Dalgınlıklardan korunmaya geçilmesi ve ruhun barışının muhafazası şartıyla, bu uygulama Allah'a yakınlaşmaya ve O'nun ile birleşmeye izin verir. Suriyeli İshak'ın kelimelerine göre, kesintisiz dua olmadan Allah'a yakınlaşamayız.
 
METOT
 
Nil Sorskij, içsel olarak sessizlik yapılmasını buyururken, kendileri için yalnızca günahlı veya boş bir şeyleri düşünmemenin ötesinde, ayrıca görünürde faydalı veya ruhsal olan bir şeyleri de dikkate alınmaması gerektiğini söylüyor. Düşünmek yerine, kesintisiz olarak kalbinin derinliklerine bakmak ve şöyle demek gerekiyor: "Κύριε Ιησού Χριστέ, Yιέ Θεού ελέησον με τον αμαρτωλό: "RAB MESİH İSA, ALLAH'IN OĞLU; BEN GÜNAHKARA MERHAMET ET."
 
Ayakta iken, oturarak ve uzanmış vaziyette dua edilebilir. Güçlü bir bünyeye sahip olan ve sağlıklı olan ayakta dua etsin; zayıflar ise, uzanarak da dua edebilirler, çünkü bu duada ruhsal inziva bedeninkinin ötesine gitmektedir. Ruhun durumuna özgün ve her türlü aktivitesinde serbest olacak bir pozisyonu bedene sağlamak gerekir. Ancak, göz önünde bulundurulması gerekir ki, burada keşişlerden bahsedilmektedir ve onlar uygun bir bedensel inziva aracılığıyla, bedensel eğilimlerini düzene koyan ve ardından gerçekleşen ilerlemeyi tamamlayarak, bedenin inzivasından ruhunkine geçmiş kişilerdir.
 
- Nefesin kontrolü
Nil Sorskij, aklı kalbe hapsetmeyi ve mümkün olduğu kadar sık sık nefes vermemek üzere, nefesi onu kontrol altına almayı öğütlemektedir. Diğer bir deyişle, çok yavaş nefes alıp verilmelidir. Genellikle kanın tüm dolaşımını yavaşlatmak ve beden ile ruhu bir dinginlik, sessizlik, tapınma ve Allah korkusu durumuna getirmek gerekir; aksi halde, tamamen ruhsal aktivite bizde kendisini belli edemez: o özellikle tüm hareketlerin ve kanın dolaşımının sakinleşmesi anında kendisini etkin kılar.
 
Tecrübe öğretecektir ki, nefesi kontrol etmek, yani daha az sıklıkla ve yavaşça nefes alıp vermek, bizleri bir sakinlik durumuna sokmakta çok yardımcı olacak ve aklın bir yerden bir yere dolaşmasına engel olacaktır. Nilos şöyle der: "Sayısız erdemli eserler mevcuttur, ama hepsi kısmidir; kalp duası ise, tüm iyiliklerin kaynağıdır: bir bahçe gibi ruhu sular. Hiçbir düşüncede olmadan kalbin aklını muhafaza etmeyi gerektiren bu eser, onu uygulamayı öğrenmemiş olanlar için aşırı derecede zordur...
 
Ama insan lütuf aldığı zaman, zahmete girmeden ve sevgi ile dua eder, çünkü onun tarafından teselli edilmiştir. Duanın aktivitesinin ortaya çıktığı zaman da, o aklı kendisine çeker, onu sevince boğar ve dalgınlıklardan onu uzaklaştırır.
Nil Sorskij tarafından tavsiye edilen metoda alışmanın yolu, Yuhanna Climacus'un yöntemi ile birleştirilmesi ve aceleye getirilmeyen duadır.
 
- İsihazt Nikeforos'un tekniği
XIII. yüzyılın ikinci yarısında, münzevi İsihazt Nikeforos, İsa Duası ile nefes alıp verme tekniği arasındaki bağı vurgulayan ilk kişidir. Kalbin işlevini belirttikten ve onun nefes ile olan ilişkilerini sağladıktan sonra; burun deliklerine sokulması gereken ruhun odaklanmasını ve onun burundan nefes alındığı anda kalbe itilmesini gerektiğini de öğretir. Sakinleşmiş olan ruhun kalbe girmesinden sonra, kendi içinde şöyle bağırması gerekir: "Κύριε Ιησού Χριστέ, Yιέ Θεού ελέησον με τον αμαρτωλό: "RAB MESİH İSA, ALLAH'IN OĞLU; BEN GÜNAHKARA MERHAMET ET!"
 
Nikeforos hakkında Aziz Gregorius Palamas'ın o bilinmiş tanıklığını hatırlatmakta fayda var: "Gerçek imanı ikrar etmiş olan ve bu nedenle, Latinlerin düşüncesini kabul etmiş ilk imparator Paleologos tarafından sürgün edilmişti; İtalyan menşeli olan, ama o halkla tarafından dini sapkınlığı bilinen o, bizim Ortodoks Kilisemize katılmıştı... Buraya gelerek, keşişlerin yaptığı daha sıkı bir hayatı kabul etmiş ve azizlik adını taşıyan, erdem evi olan, dünya ile doğaüstülük arasındaki o yeri, yani Athos'u kendi ikamet olarak seçmişti.
 
Hemen en değerli babaların emirleri altında yer almayı bildiğini kanıtlamış, uzun bir zaman boyunca mütevazılığının kanıtını da vermiş, o zaman onlardan sanatın sanatını, yani tecrübe olarak isihiayı almıştı (Triadi II, 2,2). İsihazt uygulaması hakkında yazdığı sadelik ve kalbin gözetimi konulu o meşhur yazısında, Nikeforos, okuyucularını Tapınma Tekniğini öğrenmeye davet etmekte ve şöyle belirtmektedir:
 
"O halde, kendine gel; daha doğrusu kendimize gelelim, ey sevgili kardeşlerim; yılanın öğüdünü en büyük küçümseme ile reddederek yapalım. Çünkü affa ulaşmak ve Allah ile yakınlaşmak için bundan başka araç yoktur; her şeyden önce, mümkün olduğu kadar kendimize dönelim." Nikeforos daha sonra, dikkate ve kalbin gözetimine davet eden patristik metinlerin bir listesini yapmakta ve metnin en son bölümünde duadan ve metottan bahsetmektedir:
 
Her şeyden önce hayatın sakin olsun, her türlü endişeden ırak, herkes ile barışık olsun. İşte o halde: kendi benliğin üzerine otur ve ruhunu toparla, onu -yani ruhu- burun deliklerine sok; nitekim kalbe ulaşmak için nefesin faydalandığı yol budur. Onu it, aldığın nefesle birlikte kalbine inmesine zorla. Bu gerçekleştiğinde, bunun sonucunda nasıl bir sevinç olacağını göreceksin: Bundan pişmanlık duyacak hiçbir şeyin olmayacak... Sevgili kardeşim; o halde oradan çıkmaya acele etmemesini nefesine alıştır. Başlangıçta, hapsolduğu için ve dar bir alanda kendisini bulduğu için bir gayret eksikliği hissedebilir.
 
Ama alıştığı andan itibaren, dışarılarda dolaşmaktan artık hoşnutluk duymayacak, nitekim Allah'ın Hükümranlığı bizim içimizdedir ve ona bakışlarını çevirene ve saf dua ile onu arayana, dış dünya iğrenç ve aşağılık gelecek. Eğer başlangıçtan itibaren, sana öğretmiş olduğum gibi kalbin konutuna ruh ile nüfuz etmeyi başarmışsan, Allah'a şükürler olsun! Onu yücelt, sevin ve yalnızca bu uygulamaya kendini bağla.
 
Şimdi bilmediğin şeyi o sana öğretecektir. Bil ki ruhun orada bulunduğu sırada, sen ne susmalı ne de atıl kalmalısın. Zira şöyle bağırmaktan başka bir meşguliyetin olmayacak: "Κύριε Ιησού Χριστέ, Yιέ Θεού ελέησον με τον αμαρτωλό: "RAB MESİH İSA, ALLAH'IN OĞLU; BEN GÜNAHKARA MERHAMET ET!"
 
Ama ey kardeşim; bütün gayretlerine rağmen, benim talimatlarını izlediğin halde kalbin konutuna nüfuz etmeye ulaşamazsan, sana söylediğim gibi yap ve Allah'ın yardımıyla amacına ulaşacaksın. Bilirsin ki, insanın nedeni göğsünde saklıdır... Tüm düşüncelerini orada yasakladıktan sonra (bunu yapabilirsin, istemek yeterlidir), ona "RAB MESİH İSA, BEN GÜNAHKARA MERHAMET ET!" yakarmasını bahşet ve bu kelimeleri içsel olarak haykırmada kendini mecbur kıl, başka bir düşünceyi dışlayarak bunu yap. Zamanla bu uygulamanın kontrolü sende olduğu zaman, hiç kuşkusuz o senin için kalbin konutunun girişi olarak ortaya çıkacaktır.
 
O halde, dua hayatında bir psikofiziksel metodundan faydalanmak isteyen isihazt için, Nikeforos, çoklu gereksinimleri kapsayan bir güzergah önermektedir: Tecrübeli bir rehber seçmek; her şeyden önce fiziksel olarak kendinde dinginliği sağlayarak oturmak; nefes alıp verme üzerine dikkati odaklamak, kalbin konutuna doğru inen nefesi izlemesi için kalbi zorlamak. Öyle ki, dışsal şeylerde kendin kaybeden akıl, geri kazanılmasında tüm insanın merkezi olan yalnızca kalbin içine indirilmesiyle toparlanır. Akıl kalbe inmiş olacağı zaman da dua akacaktır. Diğer yandan, zaten metot kendi başına etkin olmaz.
 
İşte bu nedenledir ki Nikeforos, ona İsa Duası'nın içsel olarak söylenmesini bağlamaktadır. Öyle ki İsa'nın Adı'nın tekrarlanması, şeytana karşı en gerçek silah ve sevgiye ve Allah'a olan arzuya yükselmenin otantik yoludur.
 
Bu metot, isihaztın duasının bir koşulunu ifade ediyor olmasına rağmen, ne özünü ne de amacını oluşturur. Kalp duası, nefes alıp vermeye bağlı olsa da, bununla birlikte bir mistik gizemsellikten ve bir lütuf teolojisinden ayrı tutulamaz.
 
-Sinalı Gregorius
Sinalı Gregorius'ta İsa Duası, ruhun odaklanmasına yönelmiş uygulamalarla açık bir şekilde eşlik edilmektedir:
"Sabahtan itibaren, alçak bir sandalyenin üzerine otur, kalbin şuuruyla aklını iti ve onu öylece muhafaza et; canı bir acı ile göğse, omuzlara ve enseye zahmetle eğilmiş olarak, kesintisiz bir şekilde ruhunda veya canında şöyle haykıracaksın: "Κύριε Ιησού Χριστέ, Yιέ Θεού ελέησον με τον αμαρτωλό: "RAB MESİH İSA, BANA MERHAMET ET!" Ardından, sebat etmenin getirdiği bir mecburiyet ve rahatsızlık medeniyle, ruhunu ikinci yarıya taşıyarak şöyle diyeceksin: : “Yιέ Θεού ελέησον με τοναμαρτωλό: ALLAH'IN OĞLU, BANA MERHAMET ET.
 
Talimatlar daha detaylıdır ve önerilen tutum içinde bedenin Asya'da meditasyon için daha çeşitli kodlarda değişiklik gördüğü dikkate alınsın. Bu husus bir yana, nefes alıp vermenin uygulanması ve kontrolü ile ilgili olarak yaklaşımlar gereklidir. Gregorius, bir pozisyon önermektedir ki, bu şekilde nefes alıp vermeyi zorlu kılmakta, zira "kalpten gelen nefesin fırtınası ruhu karartır ve canı dalgalandırır, onu dalgınlığa sürükleyerek, kayıtsızlığa maruz kalmasına neden olur..."
 
Bu kayıtsızlıktan korumak için nefes ritmini sakinleştirme gereksinimi doğmaktadır. Evagrios'tan bahsederken, belirtmektedir ki, nefes alıp vermek ve yüreği nezdinde Rabbin arayışında sebat etmek için bir keşiş "Allah'ın hatırasına" sahip olmalıdır. Canın hareketlerini kontrol etmek ve ruha odaklanmak, Ad'ın yakarışının duasına kendisini adamak isteyen kişi için ilk iki amacı oluşturur. Ancak burada, nefes alıp verme ritmi ile formülün tekrarının senkronize edilmesi gerektiği belirtilmemiştir.
 
- "Yeni Teolog" Simeon
Yeni Teolog Simeon'a, gelenek tarafından küçük bir kitapçık atfedilmiştir: Kutsal Dua Metodu ve Dikkati" adıyla bilinen bu eser aslında, anonim bir yazar tarafından kaleme alındığı ve adının Pseudo-Simeon olduğu söylenir. Yazar, metnine, duanın üç metodunu ya da yöntemini açıklayarak başlar.
 
Aracılığıyla canın yükselebildiği ve ilerleyebildiği; ya da düşüp yıkıma sürüklenebileceği üç şekilde dikkat ve dua yöntemi mevcuttur. Bu metotları kalıbına uygun ve zamanlamasında doğru kullanan kişi ilerleme kaydeder; ancak uygunsuz bir şekilde ve akılsızca uygulayan ise kaybolmaya gider.
 
Bedenin cana bağlı olduğu gibi, dikkat ve dua da ayrılmaz derecede birbirlerine kenetlenmişlerdir. Dikkat; bir keşif kolu gibi düşmanın hareketlerini sezer ve onları kontrol eder; günah ile mücadelede ilk önce çarpışan ve ruha girmek isteyen kötü düşüncelere karşı koyan odur. Dua ise, Dikkatin karşı mücadeleye girdiği tüm kötü düşünceleri yıkarak ve yok ederek onun izini takip eder. Nitekim dikkat yalnız başına onları yok etme gücüne sahip değildir.
 
Canın yaşamı, kötü düşüncelere karşı dikkat ve duanın yürüttüğü bu savaşa bağlıdır. Dikkatten faydalanarak, duayı saf kılabilir ve ilerleme kaydedebiliriz; eğer duayı saf olarak muhafaza etmek dikkatten faydalanmaz isek ve onu korumasız bırakırsak, kötü düşüncelerle kirlenmeye gider ve bizler de başarısız işe yaramazlardan oluruz.
 
"Akıl, kalpte yer bulduğu andan itibaren, aksi halde asla inanmayacağı şeyi hemen görür: Kalbin içindeki havayı görür ve kendisini de tamamen parlak ve iyi seçim yapma yeteneği ile dolu bulur; henüz tamamlanmamış ve şeklini almamış bir düşünce belirir belirmez, Mesh İsa'ya yakarış ile onu kovar ve yok eder. O zaman, şeytanlara karşı kırgınlık hissi dolu olan akıl, doğası gereği öfkeyle patlar ve vurarak, ruhsal düşmanları uzaklaştırır. Geri kalanını ise, Allah'ın yardımıyla, aklın gözetiminde, İsa'yı kalbinde barındırarak anlayacaksın."
 
Dikkat ve duanın birinci yöntemi hakkında:
Bunlar ilk yöntemin özellikleridirler: Biri kendisini duaya verir, ellerini, gözlerini ve aklını göğe doğru çevirir; aklında Allah'ın düşüncelerini sabit kılar, göksel nimetleri, melekler ordusunu ve azizlerin konutlarını düşünür; tek bir kelimeyle, Kutsal Yazılardan ve dua esnasında kazandığı bütün ne varsa hepsini bir araya getirir; ruhu Allah'ın arzusu içinde ve onun sevgisinde olmaya teşvik eder.
 
Bu koşullarda gözyaşı dökmesi ve ağlaması gibi bir durum söz konusu olabilir. Yalnızca bu yöntemi kullananın, zaman geçtikçe farkına varmaksızın kalbinin gurura yenik düşmesi ve tecrübe ettiği şeyin, bir teselli olarak Allah'ın lütfundan geldiğini düşünmesi ve böylece Allah'tan, kendisinin her zaman bu durumda kalmasını istemesi vuku bulabilir. Ancak bu, bir kaybolma belirtisidir; nitekim usulüne uygun olarak yerine getirilmesi gereken iyilik tamamlanmayınca, artık iyilik olmaktan çıkar.
 
Eğer bu insan, tam bir yalnızlık hayatına kendisini vermişse, aklını yitirmekten zorlukla kaçabilecektir. Eğer bu, sadece bir tesadüf olarak meydana gelmemişse de, erdemin elde edilmesine ve düşüncenin dinginliğine erişmesi onun için imkânsız olacaktır. Bu yöntem, içeriğinde başka bir yoldan çıkma riski daha barındırmaktadır: Kişi bedenin gözleri ile ışıkları ve parıltıları görebilir, hoş kokuların tadını alabilir, sesleri duyabilir ve buna benzer duyu yetilerini hissedebilir.
 
Bazıları bunda tamamen kendilerini kaybetmiş; deliliklerinde bir yerden başka bir yere avare gibi gezmişlerdir; diğerleri ise, şeytanı nurun bir meleği zannedip, aldatılmaya maruz kalarak, kardeşlerin ikazlarını reddetmeye kadar düzeltilemez olana kadar gerilemişlerdir. Yine başkaları, şeytan tarafından kışkırtılarak, kimi yüksek bir yerden kendisini aşağı bırakarak, kimi de kendisini arasak intihar etmişlerdir.
 
Söylediklerimizden yola çıkarak, sağduyulu bir kişi için, bu ilk dikkat ve dua yönteminin kapsadığı riskin (yani dua yolunun yegane yönteminin bu olduğu kabul edildiğinde) ne olduğunu anlamak hiç de zor değildir. Birileri bu uygulamayı gerçekleştirmedeki tehlikelerden kaçınıyorsa da, çünkü bir toplulukta yaşıyordur ve özellikle keşişler de onun risklerine maruz kalıyordur; bu nedenle, ruhsal hayatta daha ileriye bir adım atamayacağını bilsin.
 
Dikkat ve duanın ikinci yöntemi hakkında:
Bu, dikkat ve duanın ikinci şeklidir: Dua eden, aklını somut objelerden uzaklaştırır ve aklını kendi mahremine toplar; duyular üzerine uyanık olur ve dünyevi boşluklar arasında dolaşmasını kessin diye düşüncelerini birleştirir. Bazen düşüncelerini sınar, bazen dudaklarının telaffuz ettiği kelimeler üzerinde odaklanır; bazen şeytan tarafından sürüklendiğinde günahlı ve boş şeylere doğru düşüncesinin uçtuğunu görünce onu durdurur; bazen de herhangi bir tutkuya yenik düştüğünde, büyük bir emek ve gayret harcayarak kendisine dönmek için mücadele eder. Bu yöntemin belirgin özelliği, onun kafada meydana gelmesidir; düşüncelerin, düşüncelere karşı mücadele etmesidir.
 
Kendisine karşı yaptığı bu mücadelede, bir huzur bulunamaz; ne de gerçeğin taçlanması olan o erdemleri uygulama zamanı bulur. Böyle bir durum, gece vakti karanlıkta düşmanlarla savaşıp, onların seslerini duyduğu halde, nerede olduklarını açık bir şekilde görmediği için, onların vuruşlarına maruz kalması ve hangi yönden geldiklerini ve hangi amaç için ona saldırdıklarını bilmemeye benzer; o kendi kafası içinde kalır, kötü düşünceler ise kalpten çıkar.
 
Onun aklını saran karanlıklar, düşüncelerinde kuduran fırtına, bu yoldan çıkmanın kaynak nedenini görmede engel teşkil eder; onun düşmanları olan iblislerin pençesinden ve onların vuruşlarından kaçmayı başaramaz. Eğer sonrasında bütün bunların üstüne bir de o kişi, yapması gerektiği gibi kendi üzerinde dikkatli olduğunu iddia etme kibrine düşmüşse, fuzuli çalışmış ve her ödülü sonsuza dek kaybetmiş olacaktır. Gururlu bir şekilde başkalarını yargılar ve onları eleştirir ve kendisini överek, insanların bir çobanı olduğunu iddia eder ve başkalarına rehberlik etmesi, aslında bir körün başka bir köre eşlik etmesine benzer.
 
Bunlar, dikkat ve duanın ikinci yönteminin özellikleridir. Kurtuluşa erişmek isteyen kişi, kendi ruhunu getirmiş olduğu zararı görmeyi ve gözleri dikkatle kendi üzerine çevirmeyi bilecektir. Her şeye rağmen, bu yöntem, bir dolunay gecesinin, aysız zifiri bir karanlık geceden daha iyi olması gibi, ilk yöntemden daha iyidir.
 
Dikkat ve duanın üçüncü yöntemi hakkında:
Üçüncü yöntemi harikulade olmasına rağmen, açıklaması zordur; zor olmasıyla birlikte, onu hiç uygulamayan biri için ise, uygulaması mümkün olmayacağı düşünülünce reddetme noktasına kadar gidilen, inanılması güç bir biçimdir. Öyle ki, günümüzde bu dikkat ve dua yöntemini uygulayacak birileri ile karşılaşmak zordur; hatta bu nedenle, bu mübarek armağanın, itaat erdemi ile birlikte bizi terk ettiği düşüncesini akla getirir.
 
Nitekim eğer biri, ruhsal üstadına mükemmel bir itaatle davranırsa, rehberini sırtına almış olmasından dolayı, her türlü tereddütten kendisini özgür kılacaktır. Her türlü duyusal bağlılıktan serbest olarak, azim ve çalışkanlıkla kendisini bu üçüncü dua yöntemini uygulamaya adayabilir; fakat bu durumda, yoldan çıkmaya maruz kalmadan, bir rehberin yönetimi altında olduğu varsayılır.
 
Eğer kurtuluşa erişmek istiyorsan, şu şekilde başla: Kalbinde ruhsal rehberine mükemmel itaatle bağlı olduğunu belirle, temiz bir vicdanla Allah'ın huzurunda herhangi bir şey gerçekleştir; nitekim itaat olmadan temiz bir vicdan sahibi olmak mümkün değildir. Şu üç yönde vicdanını temiz muhafaza et: Allah'ın huzurunda; ruhsal babanın huzurunda ve insanların, şeylerin ve dünyanın gerçekliği huzurunda.
 
Allah'ın önünde, senin vicdanının görevi, bilincin dâhilinde yaptığın şeylerin Allah'ın isteğine karşı değil, O'na hoşnut olmasını sağlamayı kapsar.
Ruhsal babanın huzurunda, yalnızca sana söyleyeceklerini yerine getir ve sana önermiş olduğundan daha fazlasını veya daha azını yapma niyetinde olma; onun isteğinin rehberliğinde ve onun niyetinde yürü.
İnsanlar karşısında ise, kendine yapılmasını istemediğin herhangi bir şeyi yapma. Şeyler huzurunda, -yani yiyecek, içecek ve giysilerde- senin görevin, vicdanından doğru bir şekilde faydalanarak, onu temiz muhafaza etmektir.
 
Bu şekilde hareket etmekle, sağlam bir patikaya girerek, dikkat ve duanın üçüncü yöntemine doğru ilerlemiş olacaksın ki temel olarak şunu ihtiva eder: Akıl (şuur) kalbe insin. Dua ettiğin esnada, dikkati kalpte durdur, her anlamda ve hiç bir zaman yorulmadan onu takip et ve kalbin derinliklerinden Allah'a duanın yükselt.
 
Akıl, kalpte ikamet etmekle, Rabbin ne kadar iyi olduğunu tatmaya başladığı zaman ve büyük bir sevecenlik hissettiğinde, o mekanı bir daha terk etmek istemeyecektir. Kalbin derinliklerini hayranlıkla bakacak ve şeytanın ekiş olduğu o kötü düşünce tohumlarını arayarak ve onları uzaklaştırarak orada kalacaktır. Bu yöntemi tanımayan ve uygulamayan biri, onu zor ve ezici bulacaktır. Ama her kim onun tatlılığına erişir ve kalbinin derinliklerinde ondan haz duyacak ve Aziz Pavlus ile birlikte, "Mesih'in sevgisinden bizi kim ayırabilir?" diyerek haykıracaktır.
 
Başka her şeyden önce, bu üç talimatı takip et ve her türlü endişeden kurtul: Yalnızca kötü ve boş olan şeylerden değil, ayrıca iyi olanlardan da. Bir kelim ile her şeye öl; hiçbir şeyin seni azarlamayacak şekilde vicdanını muhafaza et; her çeşit tutkulu bağlılıktan mükemmel bir şekilde kop, böylece dünyaya ait olan şeye yönelik herhangi bir ilgin olmasın.
 
Kendinde dikkatini toparla, kalbinde zihnini sabit tut; mümkün olan tüm aracçlar sayesinde kalbinin bulunduğu yeri keşfetmeye çalış; onu bulma lütfuna erişirsen, düşüncen sonsuza dek orada ikametini bulacak. Bu şekilde gayret etmekle, akıl, kalbinin konutunu keşfedecek ve onu bulduğunda da, lütuf duayı tatlı ve canlı kılacaktır. Sağlamlaşmadan önce ortaya çıkabilecek her türlü kötü düşünceleri uzaklaştırma yeteneğini elde edecek olan akıl, şu yakarış işe onları ortadan kaldırmayı sağlayacak: "Rab İsa, bana merhamet et."
 
Dikkat ve duanın birinci ve ikinci metodu, insanı mükemmelliğe taşımazlar. Bir binayı inşa etmek istersek, ilk önce çatıdan değil, temelden başlarız; ilk önce temelleri atar ve daha sonra duvarları yükseltir ve ardından da çatıyı oluştururuz.
 
Aynı şekilde, ruhsal bina için de bu gereklidir; her şeyden önce temelini atarız: Kalbin üzerinde uyanık kalır ve tutkulardan onu arındırırız; o zaman, duyulardan yararlanarak karşı atağa geçen düşmanların saldırısını geri püskürterek ve mümkün olduğu kadar çabuk bir şekilde onların saldırılarına karşı mücadele etmeye kendimizi eğiterek duvarları yükseltiriz; bunu tamamladıktan sonra, artık çatıya, yani tamamen kendimizi Allah'a sunmak için her şeyden tam olarak vazgeçmeye başlayabiliriz. Bu şekilde, Mesih İsa'da evimizi inşa etmeyi bitirmiş oluruz. O'na asırlar boyunca övgüler olsun. Âmin.
 
Ad'ın yakarılmasında ve kalbin gözetilmesinde en uygun doğal metodu yazar şöyle bir tavsiye eşliğinde açıklamaktadır:
 
"O halde, bir hücrede sakince otururken, tenha bir yerde, bir köşede, sana söylediğim şeyi uygula: Kapıyı kapat ve aklını her türlü boş ve geçici objenin ötesine yükselt. Sakalını göğsüne yasla, bedensel gözünü tüm aklınla birlikte, karnının ortasına, yani göbeğine yönlendir. Rahatça nefes alıp vermeyecek şekilde burnundan nefes alıp vermeyi yavaşlat ve zihinsel olarak, canın tüm güçlerinin her daim ikamet ettiği KALBİNİN KONUTUNU BULMAK İÇİN bağırsaklarının içine kadar araştır. İlk önce sadece karanlık ve inatçı bir sertlik bulacaksın; ama gece ve gündüz bu aktivite sebat ederek, ah ne güzel harikalara elde edeceksin! Nasıl bir sonsuz mutluluk kazanacaksın!
 
Duanın "Κύριε Ιησού Χριστέ, Yιέ Θεού ελέησον με τον αμαρτωλό: Rab Mesih İsa, Allah'ın Oğlu; bana merhamet et" şeklinde tekrarlanması esnasında metot gevşemiş bir pozisyon durumu olarak, "Sakince hücrende oturarak"; nefes alıp vermenin bir disiplini içinde ve bağırsaklarında kalbin konutunun arayışı içinde bir görsel uygulama yapmayı önerir. Zira bu tekniğin net bir anlamı olduğu görülmektedir:
 
"Anonim yazara göre; "Eflatun'un Timeos'unda teyit edilmiş çok antik bir anlayışı takip eden göbek, şehvetin makamı olarak görülüyordu. Bu metot ile meydana gelen dönüşüm, canın güçlerinin soğutulması, herhangi bir yerin baskıya uğraması veya imhası anlamında düşünülmemeli, zira farklı psişik bileşenlerin bir değişimi olarak görülmelidir.
 
 
Kaynak:
 
- I. Brjancaninov: Preghiera e lotta spirituale, ed Gribaudi.
- Philokalia (Filokaliya).
- M. Brunini, La preghiera del cuore nella spiritualità orientale, ed. Messaggero, Padova.
- www.ortodoxia.it

 Üst sayfa