İMAN, HAYATI DEĞİŞTİREN BİR KARŞILAŞMADIR

“Zakay, çabuk aşağı in; çünkü bugün senin evinde kalmam gerek” (Luk 19:5)
 
Giriş
 
Sevgili erkek ve kız kardeşlerim;
Allah'ın merhameti ve onun bizi karşılamaya gelen sevgisi, yine bir kez daha İncil'i dinlemek ve birlikte hareket edip, Rab İsa'dan konuşmak üzere bizleri çağırdı. İsa, İncil'dir, en üstün müjdeli haberdir. Yine sizinle burada olmaktan dolayı da memnuniyetimi ifade etmek istemi ve özellikle Episkopos Mons. Erminio De Scalzi'nin aramazdaki sadık dostluğu vesilesiyle davetinden dolayı da teşekkürlerimi iletiyorum. Kalbimde yer alan bu minnet duyguları eşliğinde, sizler aranızda Rabbin Sözü'nün mütevazı bir yankısı olmaktan başka bir görevde bulunmamaya çalışacağım; zira o Söz, Allah'ın affını ilan eder ve bunun sonucu da tövbeye olan bir çağrıdır.
 
"Orada, vergi görevlilerin başı olan, Zakay adında zengin bir adam vardı..."
 
Luk 19:1-20 parçası, Erihalı bir vergi görevlilerin başı olan Zakay ile İsa'nın karşılaşmasını anlatır. Kendi içinde birçok konuyu yoğunlaştıran bir kesit metnidir ki, Luka'ya göre İncil'in karmaşık örgüsü aracılığıyla sayısız ipliklerin geçtiği, bu şekilde de araştırmacıların onu "tüm İncil'in en özlü kısmı" olarak adlandırdığı parçası olarak görülür (F. Bovon, Vangelo di Luca, vol. II, Paideia, Brescia 2007, s. 869).
 
İsa, Celile'den başlayıp Yeruşalem'e doğru giden yolda, üçüncü İncil'in belirleyici düğüm noktasında büyük bir kararlılıkla O'nun tarafından başlatılan yolculuğun ortasındadır: Rabbin Kulu gibi (bkz. Yşa 50:7) İsa, "Göğe alınacağı günlerin tamamlanmasına yakın, yüzünü sertleştirdi"; "kararlı adımlarla Yeruşalem'e doğru yola çıktı" (Luk 9:51). "Bir peygamberin, Yeruşalem'in dışında ölmesinin düşünülmediğini" iyi biliyordu (Luk 13:33), bu nedenle gerçeğini yerine getirmeye kararlı idi: Tüm yaşamı boyunca kendisi tarafından anlatmış olduğu Allah'ın yüzüne sonuna kadar sadık kalmayı seçmişti (bkz. Yu 1:18), bunu ölüme haksız yere mahkum edilmeye maruz kalması pahasına yapmıştı.
 
Bu yolculuğun bir aşaması da Eriha kentidir, Celile'nin Roma bölgesinin sınır kıyısında kalan bir yerdir. İsa Eriha'dan geçmekte iken, işte sahneye bir kişi girmiştir, Luka tarafından genel bazı isimlendirmelerle takdim edilmiş ve sonrasında ise bu kesici detayda onun hareketlerini betimleyen bazı fiilleri kullanmıştır. Zira o:
 
"Zakay adında": Yalnızca Zakay değil, başkaları tarafından bu adla çağrılmaya layık olan bir adam. Zakay da çelişkili bir biçimde, anlam bakımından "saf, masum" anlamındadır: Kaderinin bir oyunu mu yoksa satırlar arasında bir aktarılan bir detay olarak yalnızca İsa'nın onda gördüğü bir nitelik midir?
 
"Bir adam": Bu onun öncelikli niteliğidir. İncilci bunu hemen ön plana atmakla, anlatımın birinci rolünde olan İsa'nın onda ne gördüğünü açıklığa kavuşturmak istemiştir. İsa, genel halk kanaatinin de ötesine geçmeyi bilerek, büyük hissetmeyi, derinlere inmeyi bilmektedir: Başkalarının yalnızca bir günahkar ve suçlu gördüğü yerde, İsa bir adam görmektedir; her şeyden önce muhatap olduğu kişide herhangi bir engelleme beslemeksizin bir insani varlığın şartlarını algılamıştır.
 
"Vergi görevlilerinin başı olan, zengin bir adam": Bilindiği üzere, bu gibi insanlar, mesleği gereği, Yahudiler tarafından kirli sayılan, doğru olmayan ve nefret edilen vergi görevlileri olarak, Roma İmparatorluğu adına çalışan kişilerdi; halk arasında günahkarların sembolü olurlardı ve bu şekilde herkes tarafından bilinirlerdi. Luka da 11 kes İncil'inde bundan bahseder. Yalnızca Luka 5:30-32'yi hatırlamak istersek: "Ferisilerle onların din bilginleri söylenmeye başladılar. İsa'nın öğrencilerine, 'Siz neden vergi görevlileri ve günahkârlarla birlikte yiyip içiyorsunuz?' dediler. İsa onlara şu karşılığı verdi: 'Sağlıklı olanların değil, hastaların hekime ihtiyacı var. Ben doğru kişileri değil, günahkârları tövbeye çağırmaya geldim'." (Bu son cümle Luka'nın bir eklemesidir!). Ayrıca Luk 7:34'te İsa'nın kendisine "obur ve ayyaş adam" diye hitap eden rakiplerinin düşüncelerine de yer vermektedir.
 
O halde şunu sormak uygun olacaktır: Neden İsa özellikle bu günahkar insanların arkadaşlarını tercih etmektedir? Bunu elbette ki hemen bir skandal yaratmak veya şaşırtmak için değil, bu dışlanmış ve mahkum edilmiş insanların, her insani varlığın koşullarının belirgin işareti olmalarından başka birileri olmadığını çelişkili olarak göstermek için yapmıştır. Bizler hepimiz günahkarız -bunu da mümkün olduğu kadar, imkan dahilinde saklamaya çalışırız!-, ama İsa çok basit bir şeyi anlamıştı: Halk tarafından günahkar görülenler, daima başkaları tarafından suçlanmaya maruz kalanlar, değişime ve tövbeye en kolay meyilli olarak yönelen insanlardır; bunlar, acı çektikleri aşağılanmaların meyvesin olarak küçüklüğü yaşayabilirler ve akabinde, onları Allah, diğerleri ve kendileri ile olan ilişkide yaşamlarını değiştirmeye götüren o "alçak gönüllü ve pişman yüreğe" (Mez 51:19) sahip olabilirler. Bize bağlı olduğu kadarıyla, işte tövbenin kökeni budur!
 
Bizim durumumuzda yalnızca bir vergi görevlisi değil, aynı zamanda onların bir önderinden bahsediliyor (architelónes).
"Zengin bir adam" olarak: Zengin insanlara gelince; Luka'nın İncil'inin, güvenlerini yalnızca zenginliğe, tanrı "paraya" (Luk 16:13) bağlayan insanlara karşı ne kadar sert olduğunu biliyoruz. Onlar mallarını başkaları ile paylaşmayı beceremezler. İsa da bu deliliği farklı mesellerle altını çizmektedir, ama burada özellikle çok anlamlı olan bir açıklamayı hatırlatmak isterim: "Vah halinize, zenginler; tesellinizi almış bulunuyorsunuz" (Luk 6:24).
 
Yorumunu yaptığımız metnimizde, zenginlik üzerine düşünce, özel bir şekilde ilgin bir yön alan bir nüans ile renklenmektedir. Hemen öncesinde, zengin adam ile İsa'nın karşılaşmasında şöyle demişti: "Nitekim devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Tanrı Egemenliğine girmesinden daha kolaydır" Luk 18:25). Hemen sonrasında da şakirtler şöyle sormuştu:"Öyleyse kim kurtulabilir?" (Lu 18:26). Bu karşılaşmada da meydana gelen aynı yöndedir. Ama neden? Çünkü Zakay ile diğer zengin adam arasında büyük bir farklılık mevcuttur: Zakay, herkes tarafından bir günahkar olarak görülmekte ve kendisi de bunu kabul etmeye hazır görünmektedir. O halde diğerinin yaptığı gibi şunu belirtemez: "Tüm emirleri gençliğimden beri yerine getiriyorum" (bkz. Luk 18:21). Zakay, kendisinin günahkar olduğunu görmüştür ve bağışlanmaya ihtiyacı olduğunun farkına varmıştır: Zira hak edecek, övünecek hiçbir şey yapmadığını bilmektedir.
 
“Zakay, çabuk aşağı in; çünkü bugün senin evinde kalmam gerek.”
 
Herkes tarafından küçümsenmesiyle oluşan bu şartlarda ezilen Zakay, büyük peygamber ve hoca olan İsa'yı tanımanın büyük arzusunu yüreğinde beslemektedir. Zira O'ndan bahsedildiğini duymuş ve hayatında bir şeylerin değişebileceği ümidiyle bu karşılaşmayı beklemiştir. Bunu da davranışı zaten ortaya koymuştur: "İsa'nın kim olduğunu görmeye çalışıyordu" daha doğrusu, "İsa'yı görerek, O'nun kim olduğunu anlamaya çalışıyordu"; gerçekten derinlemesine bu adamı tanımak istiyordu.
 
"Ama boyu kısa olduğu için kalabalıktan ötürü göremiyordu": Zakay'ın arayışı, fiziksel limitinden dolayı engelleniyordu, bu öğe bizlere de bir şeyler söylemeye uygundur, şimdi ve burada. Zira bizler de İsa'ya gidiyor ve O'nu arıyoruz, ama bunu var olmayan bir mükemmel, parıldayan ve ışıldayan bir paklık ile değil, kendi sınırlarımız dahilinde, çok ince imkan dahilinde ve karanlık yanımızla yapıyoruz. Ya bu şekilde devam etmeyi kabul ederiz, ya da O'nu kabul etmek üzere daha güzelleşmeyi hayal ettiğimiz esnada, hayatımız biz fark etmeksizin arkamızdan akıp gitmekte ve böylece kairos (uygun) zamanı, yani Rab ile olan nihai karşılaşmanın zamanını amansızca kaçırırız.
 
Elbette, arzulara, İsa için tutkulara ihtiyaç var, bu şekilde bu limitleri de akıllıca kabullenmek ve bunları da O'na götürebilmek gerekir. Bu tutku Zakay'ın davranışında da belirmektedir: "İsa'yı görebilmek için ileriye koşup..." Bu fikir Yunanca prótrecho kelimesi ile iyi belirtilmiştir (bkz. Yu 20:4, tüm Yeni Antlaşma'da yer alan tek ifade) "... bir yabani incir ağacına tırmandı. Çünkü İsa oradan geçecekti." Bu adam İsa'nın önünden gidiyor, O'nun önüne geçiyor: Genelde İncillerde yer alan (bkz. Luk 7:38; 9:23; 14:27), İsa'yı izleyerek, O'nun arkasından yürüyen şakirtlerin durumundan farklı olarak yegane durumdur.
 
Görünüşe göre yüzsüz böyle bir davranış, İsa'nın çelişkili bir kelimesini keskin bir şekilde anlatmaktadır: "Size şunu söyleyeyim, vergi görevlileriyle fahişeler, Allah'ın Hükümranlığına sizden önce giriyorlar" (Mat 21:31). Ayrıca, amacına ulaşmak için Zakay, başkalarının gözünde gülünç düşmekten kaçınmamaktadır. Sahneyi bir düşünün: Belirli bir yetkiye sahip bir tanınmış adam, bir ağacın üzerine çıkıyor... Ayrıca yapraklarıyla çok sık olan bir ağaç seçiyor: Belki de görünmeden yaprakların arasında bakmak mı istiyor?
 
Ve işte, İsa'nın girişimi ele aldığı zamanki tipik bir ani altüst olma: "İsa oraya varınca yukarıya bakıp onu görüyor ve ona konuşuyor." Zakay O'nu görmeyi arzularken, O'nun tarafından önceden görüldüğünü fark ediyor. Bu çapraz karşılaşmada, Hristiyan yaşamının tüm anlamı yer almaktadır. Bizler İsa'yı görmek istiyoruz, O'nun ile kalmak istiyoruz, ama O önce bizi görüyor, bizi ilk önce seven O oluyor, bizi çağırıyor ve bolluk içinde yaşam veriyor. Diğer yandan ise, eğer girişim İsa'nın olduğu doğru ve karşılıksız ise de, bu durumda yine de insanın hazırlığı da söz konusudur; kendi hayatına İsa'nın girmesinde tüm hazırlığındaki sorumluluk ona aittir: Eğer o gün Zakay o ağaca çıkmamış olsaydı, İsa için o kalabalık arasında herkesten farklı olmayan biri olurdu!
 
Bu noktada yine bir kez daha sabırlı bir şekilde İsa'nın sözleri üzerinde durmak gereklidir. Açıkça söylemek gerekirse; gerçekte bu sahne o anın ivediliği bakımından hızlı bir şekilde meydana gelmiş olmalı; İsa ani bir şekilde Zakay'ı çağırmış olacak, o da kendi tarafından hızlı bir şekilde ağaçtan hızlıca inmiş olacak. Ama bu olayın anlatımında Luka, yetenekli bir anlatıcı olarak, bu karşılaşmanın dizi bilimsel değerini her zamanın okuyucularının daha iyi anlamalarını sağlaması için kelimeleri bilgece ölçülü kılmıştır:
 
“Zakay, çabuk aşağı in; çünkü bugün senin evinde kalmam gerek.”
 
"Zakay": İsa onu kendi özel ismi ile çağırıyor.
"aşağı in". Ona şöyle der gibi: "Toprağa in, yeryüzüne katıl: Olağanüstü durum bir anlığına senin yararına oldu, ama şimdi kendi gündelik hayatına dön, kendi küçük durumunu gör!"
"Çabuk, hızlıca": Kaybedecek zaman yok, tereddüt etmeksizin kavranılacak bir fırsat var!
"Bugün": Dün değil, yarın hiç değil. Bu zarf ifadesi, meleklerin çobanlara bildirdiği zaman İsa'nın doğumundan itibaren, Luka'da bir anahtar kelimedir: "Bugün size, Davut'un kentinde bir Kurtarıcı doğdu. Bu, Rab olan Mesih'tir" (Luk 2:11); Nasıra sinagogunda o çok güzel vaazını telaffuz ettiği zaman, aleni faaliyetinin başlangıcında: "Dinlediğiniz bu yazı bugün yerine gelmiştir" (Luk 4:21); ardından birkaç defa daha, haç saatine kadar, İsa'nın iyi hayduda "Sen bugün benimle birlikte cennette olacaksın" (Luk 23:43) dediğinde, bizler daima "bugün" İsa ile karşılaşırız!
 
"Kalmam gerek": Luka'da yer alan başka bir anahtar kelime (dei, Luk 2:49'dan Luk 24:44'e kadar bu İncil'de tam 18 kez görülmektedir). İsa'nın tam özgürlüğü çerçevesinde, tüm insanlar için Allah'ın kurtarışının isteğini yerine getirerek, insani ihtiyaçları ve tanrısal tutkularını karşılamaya gittiğini bu şekilde ifade eder.
 
Hızlıca gelip geçme anını işaret eden "uğramak" fiilinin yerine, dördüncü İncil'in çok değer verdiği bir fiil olan ménein, yani "kalmak, oturmak" anlamı burada kullanılmıştır. Aynı ifade, Emmaus şakirtleri ile Dirilmiş'in bir araya gelmesi için de kullanılmıştır: "Bizimle kal" (Luk 24:29).
"Senin evinde": Bir başkasının evine girmek, onun ile bir samimiyet ortamı oluşturmak anlamındadır; bizim durumumuzda ise, İsa'nın kendisini halkça günahkar olarak tanınan Zakay'ın yanına davet ettirmesi, skandal yaratacak şekilde onun günahının tehlikesine girmesi demekti.
 
İsa'nın tüm kelimelerini birlikte incelediğimizde, ortada büyük bir hassasiyetin de var olduğunu gözlemleriz. İsa şöyle demiyor: "Hemen aşağı in, çünkü senin tövbe etmeni istiyorum", ya da muhtemelen Vaftizci Yahya'nın yapmış olduğu üzere: "Tövbe et ve tövbeye yaraşır meyveler ver (bkz. Luk 3:8), in ve ne yapılacağına bakalım." Hayır, İsa kendisinin Zakay'a misafir olmasını istemektedir. Daha doğrusu, İsa kendisini muhtaç hissederek, Zakay ile bir diyaloğa girmek üzere kendisinden "soyunur", ziyafet vermeye alışkın olan ve çağırdıklarıyla iş konuşan birinin dilinden konuşur. İşte burada, onun hayatının işi konuşulacaktır!
 
Kalpten gelen, düşünmek-söylemek-yapmak arasında derin bir birlik yeri olan bu kelimeler, başlangıçta atıfta bulunduğum, İsa'nın en çekici özelliklerinden birini bize açıklamaktadır. İsa, bir kişinin korkuya kapılmaksızın ve yargılanma hissetmeksizin girebileceği bir güven ve özgürlük alanını yaramayı bilir; diğerinin bir özne olarak ortaya çıkmasını sağlayacak bir ilişkisel ortam yaratmasını bilir; günahkar olduğu gözüyle bakarak günahkarla buluşmaz, onu bir kategoriye veya insan varlığının yalnızca bir yönüne indirgemez. İsa, diğerini O'nun gibi olduğu için karşılamaya gider. Dahası, bizim durumumuzda, İsa Zakay'ı bir insan olarak algılamayı bilmiştir ve o da evet, belki belirli bir günah yüzünden damgalanmış olsa da, onda yeni bir yaşam arzusunu dürtmeyi bilir... Tüm bunlar ise sonrasında İsa'nın ayırım gözetmeksizin, İsa'nın herkese yapmış olduğu adağında birleşmektedir: Bu yeryüzünde bizler için yegane kurtuluş imkanı tecrübesi olan af, günahların bağışlanması (bkz. Luk 1:77).
 
Böylelikle bizler ele aldığımız metnimizin yalnızca yarısına gelmekle kalmadık, aynı zamanda, gerçekten buna inanmışsak, hayatımızı değiştirebileceği olgusunun gerçeğinin merkezine de varmış olduk: Allah'ın, Mesih İsa'nın affı tövbeden önce gelir; İsa tarafından getirilen bağışlamanın nedeni tövbe değildir, zira tövbeyi sağlayan bağışlamanın kendisidir! Buna paralel olarak, savurgan oğul adıyla bilinen mesel de düşünülebilir (bkz. Luk 15:11-32). Zorluk içinde bulunan oğul, ortama uygun bir konuşma hazırlamıştır, ama onun kelimeleri, "Kendisi daha uzaktayken babasının onu gördüğü, ona acıdığı, koşup boynuna sarıldığı ve onu öptüğü için" (bkz. Luk 15:20) boğazında düğümlenmiştir.
 
Kendisinin planladığı bir tövbe programı dahilinde değil, işte tam da bu anda o tövbe etmiştir. Kısacası, geleneksel dindar dile nazaran hiç de küçük olmayan bir fark vardır, mesela Bilgelik Kitabı'nda şunu okuruz: "Yine de herkese karşı sevecensin, Çünkü sen her şeyi yapabilirsin, İnsanların sana dönmeleri için günahlarını bağışlayabilirsin" (Blg 11:23). Hayır, İsa kendi davranışıyla, bizlere affını karşılıksız sunan bir Allah'ın yüzünü ifşa etmektedir: Eğer bizler onu kabul edersek, böylece tövbe de edebileceğiz; ama bunun tersi olmaz!
 
Bunu zaten Zakay'ın tepkisi ortaya koymaktadır ki, bu meşhur din bilgini hocası ve peygamberin özellikle onunla buluşması olayından duyduğu hayranlığı dile getirmiştir. Her şeyden önce o "hızlıca aşağı inerek" -böylece İsa'nın dediğini harfiyen yerine getirip- "büyük bir sevinçle onu karşılamıştır"; Luka'ya göre İsa'nın şakirtlerinin yaşamının belirgin bir özelliği sevinçtir (bkz. Luk 6:23; 8:3; vs.). İsa'yı büyük bir sevinçle karşılayan Zakay ile ilgili olan bu vurgulama, "kurtulmuş olmanın sevinci" (Mez 51:14) anlamında metinde şöyle sonlanabilir: İsa ile Zakay'ın yüz yüze karşılaşması gizeminde, bu adamın yaşamı için kurtuluş tamamlanacaktır.
 
"İnsanoğlu, kaybolmuş olanı arayıp kurtarmak için geldi" (Luk 19:10)
 
İşte, İsa'nın da sık sık başına geldiği üzere, katı görüşlüler onun özgürlüğüne katlanamıyorlar ve aleni olarak bilinen günahkarlara yönelmesine ve böylece Allah'ın "tüm insanları kurtarma" (bkz. 1Ti 2:4) arzusunu anlatmasına tahammül edemiyorlar; özellikle de o "kaybolmuşlar" olarak tanımlananlardan başladığı için (bkz. Luk 15:6.9.24.32). Birçok defa Luka İncil'inde İsa, günahkarlarla sofraya oturduğu için dindar insanlar tarafından aşağılanmaktadır.
 
Luk 5:30'a atıftan öte, Luk 1-2'yi düşünecek olursak, merhamete dair üç mesel fırsatı buluruz: "Vergi görevlileri ve daha başka kişilerden oluşan büyük bir kalabalık onlarla birlikte yemeğe oturmuştu. Ferisilerle onların din bilginleri söylenmeye başladılar. İsa'nın öğrencilerine, 'Siz neden vergi görevlileri ve günahkârlarla birlikte yiyip içiyorsunuz?' dediler." Bu metinde İncilci hatta genel bir mahkumiyet kayda almaktadır: "(hepsi) söylenmeye başladılar: bir günahkarın evine girdi!" Yani, Zakay'ı hala günahkar biri olarak ve İsa'yı da yalnızca sahte bir öğretmen olarak görmeye devam eden kötü niyetli bir bakış topluluğu oluşmuştur (İsa'nın nezdinde günahkar kadının ve O'nun tarafından kabul edilenlerin gerçekleştirdiği o sevgi jesti karşısında Ferisi-Simun'un yaptığı gibi: bkz. Luk 7:39).
 
Bu yargı sesleri karşısında ilk tepki veren Zakay'dır; ayakta iken, kısa boyuyla kararlı bir şekilde konuşmaktadır. Dikkat edelim ki, İsa, onun vergi görevlilerin başı olmasından dolayı maruz kaldığı yargılamalar karşısında Zakay'ın lehine hiçbir kelime yöneltmedi, zira bu hoca tarafından ona sağlanan güven, onun kökten değişmesi gerektiğini anlamasına yetmişti: Bir tövbe hareketine başlamalıydı. O zaman Zakay, kendi kişilik haysiyetini yeniden kazanarak, O'nu "Rab" (büyük bir iman ikrarı!) olarak çağırdığı İsa'ya yönelip konuşmuş, onu suçlayan sahte doğrulara aldırış etmemiştir. Onlar yüreklerinde ve kötü niyetli bakan gözlerle günah işlerler; onun günahının konusu olan zenginliği ile ilgili ve özellikle de günahının adreslendiği diğer insanlarla alakalı olarak somut bir hareket yapmaya gayret etmektedir.
 
Öyle ki şöyle diyor: "Rab, işte malımın yarısını yoksullara veriyorum. Bir kimseden haksızlıkla bir şey aldımsa, dört katını geri vereceğim"; bu ölçü, Yasa'nın öngördüğünün çok daha fazlasıdır. Tamamen ekonomik bir hesap yapılacak olursa, Zakay'ın tamamen yerlere serildiği düşünülebilir... Ama İncil'i ilgilendiren başka bir şeydir; zira bu adamın yaptığı davranışın, adaletin ve paylaşımın izinde olduğunu belirtmek daha önemlidir: Artık Zakay'ın da onlara katıldığı, İsa'nın bir şakirdine yaraşır şekilde zenginlikleri kullanma biçimidir.
 
Bruno Maggioni şöyle yorumlar: Vergi görevlisi Zakay, diğerlerinin yaptığı üzere her şeyini bırakan Hristiyan şakirdi profili çizmemekle birlikte, kendi evinde kalarak... fakat yeni bir yaşam tarzının tanığıdır: Artık bundan sonra her şeyin ötesinde bir kazanç değil, ama adalet ve paylaşım. Hükümranlığı ilan etmek üzere her şeyini bırakıp giden bir şakirt olacağı gibi; ait olduğu dünyada kalarak aynı köktenciliği yaşayan bir şakirt de olabilir (Il racconto di Luca, Cittadella, Assisi 2001, s. 325).
 
Bu noktada, yalnızca Zakay'a yönelen İsa, iki zamana ayrılmış düzenli bir yorum getirmektedir: "Bu ev bugün kurtuluşa kavuştu. Çünkü bu adam da İbrahim'in bir oğludur," yani yalnıza bir adam değil, ayrıca günahın taşlarından ortaya çıkan bir oğul (bkz. Luk 3:8), iman topluluğunun bir üyesi de olmuştur. İsa, "bugün" ve özellikle de "bu ev kurtuluşa kavuştu" demektedir. "Kurtuluş; kurtarmak" Luka İncil'i boyunca karşılaşılan başka bir anahtar kelimedir; insanın imanı ile alakalı olan bir gerçek olarak, İsa'nın muhataplarına sık sık yönelmiş olduğu bir cümle olarak karşımıza çıkmaktadır: "İmanın seni kurtardı" (Luk 7:50; 8:48; 17:19; 18:42; bizim metnimizden hemen önce). Peki, kurtuluşumuz nasıl belli olur, kurtuluş tarihi nasıl meydana gelir? İsa'nın karşılaşmış olduğu insanların kişisel ve ilişkisel hikayelerindeki kurtuluşta. Evet, kurtuluşun kabulü artık direkt olarak Mesih'in kabulüne bağlıdır; İsa ile karşılaşan kişinin tecrübesidir, O'na güvenini bağlar ve kendisini O'nun tarafından kurtarılmaya emanet eder.
 
Bunu son kelime olarak, nihai yorum iyi ifade etmektedir: "İnsanoğlu" -yani üçüncü kişi olarak İsa kendisinden bahsetmektedir; kendine gizemli bir mesafe koyarak, merkeze yalnızca Peder'i koymak üzere- "kaybolmuş olanı arayıp kurtarmak için geldi." İsa'nın bizim hakkımızda yaptığı araştırmanın altını çizdiği bir vurgudur ki, bizim O'na olan arayışımızdan önce gelir ve destekler. İsa'nın başka kelimelerini anımsatan bir sözdür: "Ben doğru kişileri değil, günahkârları tövbeye çağırmaya geldim" (Luk 5:32); ya da savurgan oğul veya merhametli baba meselinin kapanışı gibi: "Sevinip eğlenmek gerekiyordu. Çünkü bu kardeşin ölmüştü, yaşama döndü; kaybolmuştu, bulundu!" (Luk 15:32).
 
Daha fazlası, bizim lectio divina’mızı özetleştiren ve bu şekilde ileriye yönlendirerek, bizim gündelik yaşamımızı aydınlatan olağanüstü bir sözdür. Öyle ki, o günün Zakay'ın hayatına ve evine girmiş olması gibi; Rab İsa'nın getirmiş olduğu kurtuluşun da her gün, her yeni gün yaşamlarımıza girebileceğini söyler. Rab sadece yaşamlarımızı değiştirme gücüne sahip olan o ilana kalplerimizi açmamızı ister: Zira kendisi "kaybolmuş olanı arayıp kurtarmak için geldi"; O'nun ile yaşamaya hatta O'nun ile birlikte kendi içimizde oturmaya gelmemizi sunmaya geldir. Gerçekten her birimiz, Havari Pavlos gibi şöyle itiraf edebilir: "Mesih İsa günahkârları kurtarmak için dünyaya geldi" sözü, güvenilir ve her bakımdan kabule layık bir sözdür. Günahkarların en kötüsü benim" (1Ti 1:15)! O'nun bizi araması ve bizi kurtarması, bizim ifade edilemez sevincimizdir.
 
İsa'nın burada -dolaylı olarak- hedef aldığı şey, aslında kendilerini doğru insanlar kabul edenlerin takındığı tutumdur ve bu nedenle, diğer insanlarla dayanışma içinde olmadıklarını hissetmekle, sonucunda Allah'ın huzurunda hoşnutlukla görülmeyen bir yalnızlığa, "Allah istediği için" günahkarlardan ayrılma ihtiyacı duyacak kadar korkuya kapılmaya maruz kalmaktadırlar. Bilsin ya da bilmesin, her kim böyle davranırsa, bu şekilde üzüntü içinde kalır; sırf kendisini onlar gibi günahkar olduğunu kabul etmek istemediği için diğerlerini küçümseyen, meselde bahsedilen Ferisi gibi yaşar (bkz. Luk 18:9-114). Hayır, tüm hepimiz günahkarız! Ama İsa, kendilerini doğru hisseden kişiler için gelmedi. Bu bağlamda, uyuyan kalplerimizi rahatsız etmesi gereken, İsa'nın bir kelimesini dile getirmek gerekir: "İsa, 'Kör olsaydınız günahınız olmazdı; ama şimdi, 'Görüyoruz' dediğiniz için günahınız duruyor!' dedi" (Yu 9:41).
 
O halde, kendi günahımızı tanıyıp tanımadığımız, ya da daha doğrusu, buna cüret edip edemeyeceğimizi kendimize sorma zamanı geldi. Neden bizler, her sabah mezmur dualarında Benediktus İlahisi ile "O'nun halkına, günahlarının bağışlanmasıyla kurtulacaklarını bildireceksin" (Luk 1:77) şeklinde telaffuz ettikten sonra, hala günahlarımızı kabul etmemede öylesine isteksiziz? Evet, Ninovalı İshak'ın anlamış olduğu gibi, "kendi günahını kabul eden kişi, ölümden dirilten de daha büyüktür." Zekanın da zekası olan, gerçek mucize, günahkar olduğumuzun kabulüdür: Bizler vergi görevlileriyiz, bizler fahişeleriz! O zaman belki, kendi günahlarımızı başkalarından saklamamız, gerçek bir sefalet ve faydasız bir zahmettir: Bunu bilinçli olarak kabul etmemiz; orada bulunan ve O'nun kendi sınırsız merhameti ile günahların üzerini örtebileceğini kabul etmemizi isteyen Allah'ı keşfetmemiz yeterlidir.
 
Sonuç
 
Aziz Ambrosius, bu İncil parçasını yorumlayarak şöyle yazmıştır:
Dolandırıcılıktan kazanç sağlayan Zakay gibi birisinin imana gelmesini gördüğü anda, kim kendini ümitsizliğe kaptırabilir ki?
 
Saklı günahlarımızın, vergi görevlisi Zakay'ınkinden daha ağır olmasından dolayı belki kötümserliğe kapılabiliriz; kendimizi sık sık umutsuzluğa itebiliriz. Her ne olursa olsun, kendimizi kaybolmuş hissetsek bile, her günahtan daha yumuşak olan, sahip olduğumuzu en derin uçurumdan da derin olan Rab İsa'nın merhametli sevgisi karşısında asla ümitsizlik içinde bulunmamalıyız: O'nun ile kurtuluş, yaşam yollarında gerçekten özgür olarak yürümeye yeniden başlama imkanıdır. O gün Zakay'ın başına geldiği gibi, bugün bizim de başımıza gelebilir; bugün İsa ile karşılaşmamız sayesinde!
 
Rabbin o belirleyici eylemine yalnızca tek bir engel vardır: Değişmenin mümkün olmadığına inanmak. Sık sık bizler felçliler gibiyiz; geçmişimiz içinde kapanmış, günahlarla ezilmiş, sahip olmuş ve maruz kalmış yaralarla doluyuz. Yine de, Mesih İsa'nın İncil'inin dinamiği, bu felce karşı koyar; hatta onun panzehiridir. Allah'ın huzurundayken günahlarımız ve yaralarımız üzerinde kalakalmaktan daha nefret edici başka bir şey olamaz. Belirli bir noktada, ileriye bakmak için cesaret gerekir; Aziz Pavlos'un Filipili Hristiyanlara yazdığı Mektup'ta haykırdığı gibi: "Kardeşler, ben kendimi henüz bunu kazanmış saymıyorum. Ancak şunu yapıyorum: geride kalan her şeyi unutup ileride olanlara uzanarak, Tanrı'nın Mesih İsa aracılığıyla yaptığı göksel çağrıda öngörülen ödülü kazanmak için hedefe doğru koşuyorum" (Flp 3:13-14).
 
Bu, Mesih'in İncil'ine göre olan yaşamdır: Tövbeye inanmak gerekir; değişebilmeye inanmak gerekir; geçmişin bir kader olmadığına inanmak gerekir.
"Abba, Baba; bugün ne yapacaksın?" denildiğinde, keşişlerin Babası Antonius, artık 99 yaşında dayanmış vaziyette şöyle cevap veriyordu: "Bugün yeniden başlıyorum." Zakay ile İsa'nın karşılaşması bize öğretmektedir ki, bugün hep yeni bir imkandır. Hiçbir şey ve hiç kimse, bizim her gün yeniden başlamamızı sağlayan Mesih İsa'daki Allah'ın affına karşı gelemez.
 
 
Enzo Bianchi
Bose Keşişleri Topluluğu Başkeşişi
 
15 Mart 2013, Aziz Ambrosius Bazilikası, Milano.
 

 

 Üst sayfa